|
|
|
Yazar:
|
Tom Robbins
|
|
Çeviri:
|
-
|
|
Yayınevi:
|
Ayrıntı Yayınları
|
|
Thyke Küme:
|
Thyke Ankara
|
|
Kitap Sahibi:
|
Faika Demirözlü |
|
Toplantı Tarihi:
|
27 Aralık 2010 |
|
Toplantı Yeri:
|
Başkent Öğretmenevi |
|
Toplantıya Katılanlar
|
| Faika Demirözlü,Hayriye Özel,Ahmet Yarlıgaş... |
|
Kitap Hakkında
|
Dur Bir Mola Ver Kitabının toplantısı 27 ARALIK 2009 da Başkent Öğretmenevi Cafesin’de yaptık.Oldukça tatmin edici bir toplantı oldu.Kitabı öneren arkadaşımız Faika güzel bir sunum yaptı.Kitapta konuşmaya değer fazlaca bölüm olduğundan toplantımız da uzun sürdü.Kitabı öneren arkadaşımıza hepimiz adına teşekkür ediyorum. Aşağıda benim –Hayriye Özel- ve Ahmet bey’in kitap hakkında detaylı değerlendirmeleri yer almaktadır. |
|
Toplantı Notları
|
|
DUR BİR MOLA VER DEĞERLENDİRMESİ / AHMET YARLIGAŞ
Biraz zorlanmama rağmen okumaktan zevk aldığım bir kitap. 40 yıl öncesinde kaleme alınmasına rağmen günümüz insanlarının sorunlarına, dünya düzenine ilişkin güncelliğini muhafaza eden bir eser. Sanırım bunu da yazılmadan önce yapılan özenli araştırmaya ve güzel tespitlere borçlu diye düşünüyorum.Bazen argoya kaçacak konuşma diliyle, bazen ise mektup diliyle yazılmış, sondan başa doğru giden bir hikaye.. Seçilen sıra dışı karakterler vasıtasıyla yazar günümüz insanının standartlaştırılmaya çalışılan yaşantısını ve bunun yanında dini –özellikle Katolik kilisesini- eleştiriyor. - Amanda; çingene, sınırsız yaşayan çevreci, vejetaryen, - Ziller; misyonerlerin büyüttüğü, müzisyen (lüteryen papaz evinde yetişmiş) - Purcell; iyi bir ailede yetişmiş, donanma pilotu, sporcu, zampara, asi ruhlu - Marks Harikulade; iyi bir ailede -Babist eğitim almış- yetişmiş bilim adamı, ikilemler içinde, sistemi sorgulayan bir kişiliğe sahip.
Ve bu karakterlerin yanında yine bir çok yardımcı ilginç insanlar anlatıma yardım etmekte.
Her bir karakterin kendine özgü dünya görüşü var:
- Hayattaki en önemli şeyin üslup olduğunu söyleyen Anmada, - Hayatın bir ritmi olduğunu savunan ve her şeyin kaynağına yolculuk eden John Paul, - Otorite ruhun doğumla ölüm arasında maruz kaldığı en zara verici travma diyen Purcell, - İnsanın dışı ile içi arasında hiçbir farkın hayatı mümkün olduğunu savunan Marks harikulade. Korku ve otoritenin hayatı yaşamayı zorlaştırdığında ise, hemen hemen hepsi hemfikir.Günümüzün maddiyatçı insanı, bunlara çeşitli vasıtalarla ( özellikle reklamlar) önerilen yaşam tarzını eleştirmekten geri kalmıyorlar.Katolik inancının ise modern dünyada insanları manen yeterli gelmediğini Kiliseyive Roma’yı eleştirerek belirtiyorlar.
Reklamlar ve filimler hatta Tv karakterleri ile tasvir edilen olaylar ve Latince anlamları da kapsayan bilimsel veriler kitaba ayrı bir lezzet katmış. Ayrıca Tom Robbins çeşitli felsefi tespitleri romanda hikayeler arasına serpiştirilerek okuyucu ile paylaşımış.
Okuduktan sonra Marks Harikulade gibi bazı şeyleri sorguladım. Kitabı tavsiye eden Faika hanıma teşekkür ederim.
DUR BİR MOLA VER DEĞERLENDİRMESİ / HAYRİYE ÖZEL-27 ARALIK 2009
Kimler, TOM ROBBİNS sever ?
1-Farklı, yeni okuma biçimlerine açık olanlar 2-Zikzak okumalardan da keyif alabilirim diyenler, 3-Ne modern ne de postmodern kategorilerine dahil edilemeyen türleri de sevebilirim diyenler. 4-Çok ciddi,derin konuların önünüze ;masaldan fırlamış gibi duran karakterlerle mizahi bir dil,ironik uslup ile sunulmasından rahatsız olmayanlar, 5-Okültizmle ilgilenenler,maddeden çok manevi değerleri,hala değerli bulanlar! Doğadan,doğasından kopmayanlar, 6-Yer yer anlatımların buram buram erotizm kokmasına aldırmayanlar Tom Robbins’i seve seve okuyabilir.
Tom Robbins’in ilk kitabı olan “Dur Bir Mola Ver “ kitabı 1971 de yazılmasına rağmen söylenenler güncelliğini koruyor. Bu kitap bunun çok güzel bir örneği. Bilmeyenler tarafından adeta keşfedilmeyi bekliyor ve keşfedilmeyi de hak ediyor.
Yaşam,ölüm,sanat,din-hırıstiyanlık-,ekonomi-kapitalizm,kominizm-siyaset,özgürlük,otorite,korku,evlilik,sevgi,mutluluk,ritm,enerji,uslup,huzur,ekolojiksistem, bitkiler özellikle mantarlar ,hayvanlar özellikle kelebekler hepsi kitabın konusu.Bu temalar aforizmalarla, felsefeyle çoğu yerinde mizahi bir dille yer yer ciddi cümlelerle okuyucuya aktarılıyor.Gözden kaçan,kaçabilecek ,önemsiz gibi duran bir çok detaya yer veriliyor.Tom Robbins’in cümlelerinde basitliğin önemini kavrıyorsunuz. Dünyada’ki mevcut düzene karşı ciddi eleştiriler var;ekonomik totalitarizmin dünyaya yön verdiği, papalığın dini sömürdüğü,çevrenin tahribatı, kişiliğin yok edilmesine yönelik tutumlar, uzmanlaşmanın diğer bilgilere kapıları kapattığına dair sorgulamalar bolca yer alıyor.
Hüzünle gülme arasında zikzaklar yaşarken “vay be, Da Vinci Şifresi adlı kitapta söylenenler 1971 de bu kitapla zaten söylenmiş”şaşkınlığı içinde okumaya devam ediliyor. Söylenenler öyle çabuk hazmedilir cinsten değil, düşünmek için duraklar vermek şart. Yer yer kurgunun içinde gerçek bilgilere de yer veriliyor ; Kral kelebekleri,mantarlar, babuini maymunu,3 din tarafından kutsal sayılan Adem Tepesi hakkında söylenenler gibi.
Bir çok farklı disiplinden kişilere bolca atıfta bulunarak kitabın, hangi ruhlardan beslendiğini anlıyorsunuz.
Amanda’nın Teosofi Derneği’nin kurucusu olan, Newage akımına öncülük etmiş Madam Blavatsky(Helena Petrovna) saatini kullanması, Hint edebiyatının dolayısı ile doğunun en büyük destanlarından biri olan Mahabharatta’nın en önemli bölümü olan Bhagavat Gita’nın -kutsal şarkı-adının geçmesi, Batı Yakasının Hikayesi müzikali’nin bestecisi olan Leonard Bernstein, şair Tennyson, yorumcu Carmen Miranda, oyuncu Gloria Grahame gibi örnekler vermek mümkün.
Tom Robbins bu ilk kitabında, sonraki kitaplarında neleri yazacağının sanki ip uçlarını vermiş.Aşkın % 80 kokudur diyor, sonradan yazarın tanınmasına neden olan Parfümün Dansı’nı yazıyor.
Sayfa 36- “Amanda küçük bir kızken eski,çürümüş bir ağaç gövdesine bir çalar saat saklamıştı.Ağaçkakanları deliye döndürüyordu saat.Etraflarındaki leziz böceklere aldırış etmeden,saate ulaşmak için kafayı yiyorlardı.Amanda yıllar sonra kapitalizmi, kominizmi, Hırıstiyanlığı ve şimdiki zamanın gerçeklerindense gelecekteki mükafatlarla uğraşan diğer bütün sistemleri anlamakta model olarak kullanacaktı ağaçkakan deneyini” sonraki kitablarından birisinin adı Ağaçkakan olması gibi.
Sayfa 76- Amanda “Bir insan bir bireye sahip olmaya çalıştığında, bu birey ister başka bir insan,hayvan,hatta ağaç olsun,doğal olmayan bu hareketinin ruhsal sonuçlarına katlanmak zorunda kalır.Vahşi hayvanların sergilendiği bir mekanı ya da ya da bir hayvanat bahçesini ziyaret edenleri-geri zekalıca davranmalarını,nasıl sırıttıklarını,gülmekten kırılmalarını, nasıl tacizde bulunduklarını,eğlendirilmeyi talep etmelerini,hayvanlara sataşmalarını seyrettin mi hiç ? Kafese kapatılmış hayvan, tıpkı aşırı alkol gibi, insanı en müptezel boyutlarına indirger.Ve hapishane ya da hastane sakinlerini incelerken sadece bir parça daha edepli davranır insan.İnsan ya da başka bir şey olsun, özgürlüğü kısıtlanmış bir yaratık aşağılanmıştır.Kafese koyulanların bekçileri de- hatta kafestekileri seyredenler de-aşağılanmıştır.Yaşayan bir varlıkla özgürlüğü arasında duran somut ya da soyut herhangi bir engel, muhatabı olan herkesin akıl sağlığını tehdit eden bulaşıcı bir sapkınlıktır.”
Sayfa 84- Amanda şöyle dedi kendi kendine “Gezegenimizin üçte ikisi sularla kaplı olduğu halde, yaşadığımız yere toprak diyoruz.Topraktan yaratıldığımızı söylüyoruz,sudan değil. Kanımız, kemiklerimizin toprağa olduğundan daha yakın deniz suyuna ama bunun bir önemi yok.Hepimiz deniz denen beşikte sallanıp dışarı çıktık ama,gideceğimiz yer toprak.Suyun bizleri icat ettiği zamandan beri toprağın peşine düşmeye başladık.Kendimizi ne kadar topraktan uzaklaştırırsak o kadar kendi kendimizden uzaklaşmış oluruz.Yabancılaşma toprağa bulaşmamış insanlara özgü bir hastalık.”
Sayfa 89- John Paul, yatağının başucunda duran davula uzandı, sağ elinin ucu ve sol avcuyla bir ses matrisi döktürdü.”Ritim.Yaradılış, evrim,neslin tükenmesi” Tekrar çaldı davulu.”Ritim.Doğum,gelişme,ölüm.Ritim.Yaradılış, evrim,neslin tükenmesi.Neslin tükenmesi evrenin doğal ritminin bir parçası.Tanrının ritim faslına neden burnumuzu sokalım ki?” Sayfa 167- “Kararsızlık şizofreniden daha beter bir baş belasıdır.İnsan şizoid olunca her iki kişiliği de birbirinden habersiz mesutça yaşayıp gider ama insan kararsız olunca, her bir taraf çelişen tarafın acı içinde farkındadır ve eğer insan dikkat etmezse tüm hayatı bir ağdalı şeker partisine dönüşebilir”
Sayfa 189-“ Gezegeni sarmış en korkak ve en korkutucu memeliler sevgisiz, anal saplantılı, iktidar manyağı otoriter insanlar.akıllı, güzel ve özgür olan her şeyi mahvediyorlar.En büyük ironik sapkınlık ise barışı simgeleyen İsa ve sevgiyi simgeleyen Tanrı adına mahvetmeleri. Otorite,ruhun,doğumla ölüm arasında maruz kaldığı en zarar verici travma.” Sayfa 290- “Mesih’in ölümlü olması Batı insanı için yapyeni bir başlangıç anlamına gelebilir.Ortalıktaki bütün bokluklar temizlenir ; yeni,saf ve dürüst,fırtına gibi bir başlangıç yapılır,aslında kim ve ne olduğumuzu,evren ve “Tanrı” lakabını taktığımız kuvvetler bakımından hangi noktada durduğumuzu keşfetmek için.”
Sayfa 290- “Eğer insanlar, korku ve ölümden kurtulmak için illaki Cennet değneğini kullanacak denli zayıfsa belkide ihtiyaçları olan şey,korku ve ölümdür.Çıldırıp kendilerini sokaklara vurmaktan,birbirlerini soymaktan ve birbirlerini gebertmekten isa yalanı sayesinde geri duracak kadar ahlaksızsalar siktirsinler efendim,bırak çıldırsınlar ; çünkü layık oldukları şey,suç ve deliliktir belki de”
|
|