Kaynama Noktası - Noktai Galayan - Boiling Point e-Posta

 

Yıl 2003... Askerlik hizmeti sırasında komutanlarımdan bir tanesi, yapması gereken bir çeviri konusunda hem benden hem de İngilizce öğretmeni bir diğer arkadaştan yardım istemişti. Bahis konusu metin İngilizce olup Türkçe'ye çevrilecekti. Konu başlığı "decentralization" idi. "Decentralization" sözcüğünün Türkçe karşılığı "ademi merkeziyet" ya da başka bir ifade ile merkezden yönetim yerine sorumluluğun alt birimlere aktarılması idi. İngilizce öğretmeni arkadaşım ile çevirinin farklı bölümlerini üstlenmiş ve birbirimizden habersiz çeviri yapıyorduk. Nihayetinde, çevirileri bir araya getirdiğimizde, İngilizce öğretmeni arkadaşın "decentralization" kelimesini (yanlış hatırlamıyorsam) "dizintrilizasyon" diye çevirdiğini fark etmiştim. Hayretler içinde kalmıştım, zira Türkçe olduğu iddia edilen kelime tamamen uydurmacaydı.



Bugün üzerine yazmayı düşündüğüm konu, gerek günlük hayatımızda konuşmalarımızda gerekse yazışmalarımızda kullandığımız yabancı kökenli kelimeler ve bunların Türkçeleştirilmesi veya Türkçeleştirilemeden kullanılmaları olacak. Hızlıca birkaç örnek vererek konuya girmek istiyorum:

- e - mail göndermek(genelde "i meyl" şeklinde telaffuz ettiğimiz yabancı kelime);
- lokal uygulama;
- check - up yaptırmak (çekap şeklinde telaffuz edilerek kullanılıyor.);
- edit etmek;
- misyon belirlemek;
- okeydir;
- databaseleri göndermek (databeyz olarak telaffuz ettiğimiz yabancı kelime);
- Benzini fullemek;
- fokuslanmak gerek.
- Scan etmek  (sken veya skeyn olarak telaffuz edilen yabancı kelime);

Yukarıdaki örneklere baktğımızda, kelimelerin hiçbirinin Türkçe olmadığını, Türkçe karşılıkları olduğu halde yabancı orijinalleri ile kullanıldığını ve kullancıların kelimelere yabancılaştığını görmekteyiz. Yani, i meyl atmak derken, "i meyl"in Türkçe'de bir karşılığı olmadığından aslında kullanıcı tam olarak ne anlatmak istediğini bilmemekte ve fakat kendisine ezberletilen kavramı kullanmaktadır. Üstelik telaffuz da çoğu zaman yanlış olmaktadır. Oysa, elektronik postanın kısaltılmışı olan e posta kullanılsa ifade edilmeye çalışılan husus daha da netleşecektir. Şimdi bu birinci gruba "açık açık yaptığımız yanlışlar" diyelim. Bir de diğer gruptan birkaç örnek verelim. Türkçeye girmiş sinsi yabancı kelimelerden bahsedelim:

- süveter
- modifikasyon
- data
- kontak lens
- afiş

Bu kelimeler, Türk Dil Kurumu Sözlüğüne girmiş birçok yabancı kelimeden yalnızca birkaç tanesi. Bu kelimeler yabancı kelimelerden, ses benzetmesi yoluyla dilimize girmiş kelimeler olup, aslında bu kelimelerin de anlamlarına yabancı olduğumuz açıktır. Bu kelimelere "Türkçeye girmiş sinsi yabancı kelimeler" dememizin sebebi, bunların artık Türkçe kelimeler gibi algılanmalırından ileri gelmektedir. Açıklamak gerekirse, "süveter" kelimesinin anlamı, TDK'de "Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen kolsuz kazak" olarak ifade edilmiştir. Kelimenin kökeni İngilizce olup, orijinali "sweater"dir. Yani "sweat" kökünden gelmektedir ki "sweat" "ter" demektir. Bu durumda teri almak veya terin etkilerini azaltmak amaçlı kullanılan bir giysi olduğu sonucuna varabiliriz. Bir İngiliz vatandaşı "sweater" derken aslında bunun terle ilgili bir kelime olduğunun bilincinde iken, bir Türk vatandaşı "süveter" derken kendisine ezberletilen "Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen kolsuz kazak" tanımını hatırlamaktadır. Sonuçta, bir İngiliz de bir Türk de süveteri aynı amaçla kullanmakta ancak birisi durumun farkında iken diğer bunu sezinlemektedir. Bu tür sinsi kelimelerin güzel bir örneği de yukarıda yazdığımız "data" ve onun küçük kardeşi "database" (databeyz/s)dir. "Data" kelimesi TDK'ye girmişken (karşılığı "veri" olarak ifade edilmiştir.), küçük kardeşi "database" sözlüğe girmeyi başaramamıştır. Aslında terimler sözlüğüne bakıldığında onun karşılığı da "veri tabanı"dır. Ancak söyleniş olarak "database" - databeyz olarak Türkçe'ye girmeye hak kazanamamıştır! Bu ayrımcılığın sebebi nedir? Bilinmez! Bence doğru olan "data"yı da (ki bunun okunuşu da "deyta" şeklinde olmalıdır.) Türkçe'den atarak yerine "veri" kelimesini kullanmak olmalıdır.

Açıklamaya çalıştığımız iki sınıf yanında bir de üçüncü sınıf vardır: "Türkçe karşılığı türetilmiş ve kabul edilmiş yabancı kelimeler". Bunlara örnek olarak aşağıdaki birkaç kelime verilebilir:

- Bilgisayar (computer)
- Buzdolabı (refrigerator)
- Bilişim (informatics)

Ne yazık ki, üçüncü sınıfa giren bu kelimelerin sayısı gittikçe azalmakta, kelimeler maskesi altında sürüp gitmekte olan kültür savaşını Türkçe kaybetmektedir. Bu konu hakkında araştırma yaparken, TDK'nin sitesinde yer alan "Dünden Bugüne Türkçe" adlı bölüm altında Prof. Dr. Hamza Zülfikar'ın* Türk Dili dergisinde yayımlanan yazılarında ilginç saptamalara rastladım. Maalesef tarihin süregiden değişim çizgisinde Türkçe'deki kelime oyunları hep var olmuş. Örneğin, terim olarak "kaynama noktası", İngilizce'deki aslı olan "boiling point"ten "noktai galayan" şeklini almış daha sonra bugünkü haline gelebilmiştir. Ya da Fransızca kökeni "point de view", önce "noktai nazar" olmuş daha sonra da "bakış açısı" halini almıştır.

Örnekleri çoğaltmak kolaydır ve her geçen gün daha da kolaylaşmaktadır. Yozlaşma tam yol ilerlemektedir. Hassasiyet gösterebilmek ise farkındalık gerektirmektedir. Peki, Türkçe'ye her geçen gün giren yabancı kelime sayısının artması ve bunların yerine yeni Türkçe kelimeler koyulamamasının nedeni nedir? Buna gerekçe olarak, eğitim ve öğretimin yetersizliği, toplumun ve bireylerin duyarsızlığı, küreselleşmenin dil üzerindeki etkileri ve daha birçok unsur öne sürülmektedir, ancak kanaatim durumun özünde daha farklı bir sebebin yattığı yönündedir. Nedir bu sebep ya da sorun?

"üretim kısırlığı"

Üretim kısırlığı derken kasıt, yalnızca dilde üretim kısırlığı değildir, her alanda üretim kısırlığıdır. Bir toplum, teknoloji üretemiyorsa, sanayisi az gelişmişse, fikir üretemiyorsa, o toplum tüketim üzerinden varlığını sürdürmeye çalışıyorsa, başkaları tarafından sunulan, dayatılan ürünleri/fikirleri tüketmek zorundadır. Bu, zamanla toplumun ve onu oluşturan bireylerin de hayat tarzı haline dönüşmektedir. Fikir üretmeyen bir toplum, kendini ifade etmekte güçlük çekecektir. Kendisine sunulanı olduğu gibi kabul edecek, kendi ayakları üzerinde durmaktan aciz duruma düşecek ve zamanla kötürüm kalacaktır. İşte bu tür bir toplum, teknoloji, sağlık, eğitim, kültür, spor ve sanat alanlarında ithal edilen ürünleri, kolaylıkla tüketirken, tembellik damarlarında akan kanın yerini alacak, kendisine ait olmayan ürünleri, adlandırmakta da  elbette güçlük çekecektir.

Yine bir örnekle devam edelim: Bilgisayar kullanımı hızla artmakta, bilgisayar günlük hayatın vazgeçilmez öğelerinden biri haline gelmektedir. Eskiden kağıt kalem kullanarak yazılan yazılar, artık yüksek teknoloji ürünü olan bilgisayarlar aracılığıyla yazılmaktadır. Bu teknolojinin geliştirilme sürecinde yer almayan zihniyet, kendisine sunulan "Windows" (pencereler!!!) programını kullanmak zorundadır. Böyle bir toplumun, bu işletim sistemi ile kendisine sunulan kelime işlemcileri (ki çoğu kişi bu kavramı kullanmak söyle dursun varlığından dahi habersizdir.) olan "word" (kelime!!!), "word pad" (not defteri) ve benzeri programları kullanması da kaçınılmazdır. Aynı şekilde, az gelişmişliğin simgesi olan kopya (korsan programlar - orijinalleri pahalı olduğundan ki pahalılığın sebebi de üretiminin yerli olarak yapılamıyor olmasıdır!) programların yaygınlığı çoğu zaman Türkçe sürümlerinin az miktarda kullanılmasını ya da eğitim seviyesi yüksek kesimin yalnızca İngilizce sürümleri kullanması (zira Türkçe sürümler zaman zaman anlaşılamaz çeviriler içermekte ya da programın kullanımı sırasında oluşan hatalara ilişkin yapılan araştırmalarda Türkçe kaynak yetersizliği ile karşılaşılmaktadır.) sonucu, birçok yabancı kelime tıpkı Türkçeymişçesine dile tecavüz etmektedir. Örnekler:

- copy/paste yapmak. (kopi, peyst yapmak olarak telaffuz ediliyor.)
- edit etmek,
- search yapmak/etmek
- save etmek (seyv olarak telaffuz ediliyor.)
- delete etmek (zaman zaman diliit olarak telaffuz ediliyor.)
- print etmek 
E posta gönderilirken kullanılan programlar için de durum aynıdır:
- Reply etmek (riplay olarak telaffuz ediliyor.)
- forwardlamak

Bu örnekler sonu gelmez şekilde sürdürülebilir, ancak daha fazla iç sıkmamak adın burada örnekleri sonladırıyorum. Sorunları dilim döndüğünce ve kısa bir şekilde özetlemeye başladım. Bu noktadan sonra neler yapılabilir sorusunun cevabını aramak gerekecektir. Bu hassas soruya cevap, sorunun kendisinde gizli diye düşünüyorum ve soruyu daha açık bir şekilde tekrar soruyorum:

"Dilimizin içinde bulunduğu bu kısırlık, üretkenlik sorunu nasıl aşılacaktır?"

Ve sorunun içinde yer alan bir cümlenin altını çiziyorum: "ÜRETKENLİK". Bence sorunun cevabı üretmektedir. Üretim her alanda olmalı ve dil de üretim sürecini takip etmeli, bilinçli bireyler ile dile gösterilen hassasiyet sayesinde, anlamların yabancılaşmadığımız, kavrayabildiğimiz kelimeler türetilmeli ve kullanılmalıdır, tıpkı "bilgisayar" ve "buzdolabı" ya da "terlik" örneklerinde olduğu gibi. Ancak bu sayededir ki, üretken zihinler doğru yönde eğitilebilecektir. Bu sayede
"okeydir", "databeyzi gönderdin mi?" "bu hafta sonu vorkşap (workshop) varmış", "fiidbekleri (feedback) yollamayı unutma" gibi ucube cümlelerden ve kullanımlardan kurtulabiliriz!

Bu hafta yazımı burada sonlandırırken, bazı yabancı kelimeler yerine kullanılabilecek Türkçe karşılıklarını listelemek istiyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, kendinize ve dilinize saygı göstermeniz dileklerimle.

data            

veri

database 

veritabanı

Cv

Öz geçmiş

Prezentasyon

Sunum

Okeydir

Tamam

Lokal

Yerel

Proses

Süreç

Reply etmek

Yanıtlamak/cevaplamak

Trend

Eğilim

Şov

Gösteri

Link

Bağlantı

Dizayn

Tasarım

Download

İndirme

Fokuslanmak

Odaklanmak

Modifikasyon

Değişke / uyarlama

Print

Çıktı



* Prof. Dr. Hamza Zülfikar - "Dünden Bugüne Türkçe" yazıları için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız:
http://www.tdk.gov.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF7F26505C55AC2B41