YAHUDİ EFENDİ üstüne..
Bir cariyeden olma şaibeli veliahtın kayıp yaşamının iadei itibarı..
Toksoz bayram karasu, bir psikiyatrist. Hem de öyle sıradan bir psikiyatrist de değil. Erzurum pasinlerde 1935 te başladığı hayatı, babasının askerliği nedeniyle bursada,ardından Erzurum hasankalede devam eder. İstanbul üniversitesi tıp fakültesi eğitimi sırasında istanbulda, parasız yatılı okumuşluğunun zorunlu hizmeti süresince adanada, ardından kanada Montreal üniversitesi eğitimi sırasında montrealde, yale e kabulünün ardından amerikada, ve bu gün itibariyle son durak olarak söyleyebileceğimiz albert Einstein tıp fakültesinin bölüm başkanı olarak sürdürdüğü kariyeri itibariyle amerikada sürdürülen bir hayattan bahsediyoruz..
Bu başarılı psikiyatrist edebiyatla ilişkisinin üçüncü kitabı alarak ortaya çıkarmış “ of god and madness” (tanrı ve deliliğe dair) adlı türkçeye “Yahudi efendi”adıyla çevrilen romanını.. bundan önce iki çok satar kitabı daha edebiyatseverlerle buluşmuş, The Spirit of Happiness(Mutluluğun Ruhu) ve The Art of Serenity (Huzurlu Yaşama Sanatı) adıyla..
Kitabı okurken içime düşen merakla, yazarla yapılmış bir röpörtajın peşine düşüyorum, ve bu sezgisel merakımın boşuna olmadığını doğruluyor okuduklarım. Aydoğan vatandaş tarafından, T.bayram Karasu ile 2007 yılında üniversitesindeki odasında yapılan röpörtajda , yazar anlattığı hikayenin gerçekliğini ve bizzati romandaki ayrıntıların, babası olan ve aynı zamanda kitaptaki karakterlerden de biri olan Cemil Karasu’nun notlarına dayanarak yazdığını dile getiriyor.
Romanın kahramanı Adam Zakir , o zamanlar şehzade olan ve Osmanlının ve hilafetin yıkılmasının ardından tahtını ve ülkeyi terk ederek sığındığı italyada hakkın rahmetine kavuşan, son Osmanlı halifesi vahdettin in haremindeki cariyelerden birinden olma oğludur.
Yazarın sözleriyle anlatacak olursak, adam zakir kendini şöyle tanıtır okuyucuya..
"Annem bir Sefarad Yahudi'siydi ve Ladino dilini konuşurdu; babam bir Türk'tü ve Sünni Müslüman'dı; mürebbiyem bir Fransız Katoliği'ydi; tarih öğretmenim Şii'ydi ve Arapça konuşurdu; hahamım İbranice konuşurdu; müzik öğretmenim Ermeni'ydi; İslam'ın farklı bir yorumuna inanan bir de haremağam vardı. Hepsi bir çeşit Türkçe konuşurlardı".
Varlığı Müslüman bir anneden doğan şehzade Ertuğrul için tehdit olarak algılanan adam zakir, aldığı eğitim ve içine doğduğu şartlar itibariyle çocuksu hayal dünyasında pek de masum olmayan iktidar hırsının ateşiyle kendi gelişimini ve hayatla olan bağlarını küle dönüştürmektedir.
Hep bir göçmendir adam zakir, hiçbir yere ait değildir.Osmanlı sarayında bir göçmen, gezdiği tüm ülke topraklarında kimliksiz bir yabancı ve en can alıcısı da tüm dinlerdeki inançları deneyen ve tanrıyı arayan bir kayıp kişi..
Değişen tarihle beraber adam zakirin değişimlerine, her şeye ve hatta kendine rağmen hayatta kalma güdüsüyle sürüklediği manik depresif kimliğinin, bir şekilde zor da olsa yaşama bağlı kalmasına tanıklık ederiz. Tarihsel arka planın olanca zenginliğine rağmen yazar bunu yalnızca karekterin kimliğini anlatmak için kullandığı bir fona dönüştürür. Osmanlı imparatorluğunun istanbulunda sarayda başlayan adam zakirin yaşamı, cumhuriyetin istanbulunda ermeni bir kadının pansiyonunun rutubet kokan bodrumunda ve İstanbul üniversitesi tıp fakültesinin anfilerinde ve kütüphanesinde, kaçak öğrenci olarak aldığı tıp eğitimi yıllarında istanbulda, yazları manik, kışlarıysa depresif ruh hallerinde sürer.
Ardından elim bir kaza sonucu kaçak varlığı ortaya çıkar ve babasını bulmak üzere türk hukümeti tarafından italyaya gitmek üzere sınırdışı edilir, ulaştığı italyada babasının cansız vücudu onu karşılayacaktır. Burada tesadüf eseri tanıştığı bir doktor ve ailesiyle pariste geçecek günlerine doğru yola çıkarlar. Paris yıllarında bir ailenin yanında yaşar, ikinci dünya savaşının ve parisin Almanlarca işgalinin ardından, Yahudi kimliğiyle toplama kamplarında hekim olarak hizmet verir, ta ki kaçana kadar. Bunun ardından yeniden İstanbul günleri başlayacaktır, Cemil karasu adıyla giriş yaptığı istanbuldan, kudüse giden bir gemiyle, adam zakir lugnar olarak çıkış yapacaktır..
Tüm bu göçler ve yolculuklar asıl olarak dinler arası bir serüvendir adam zakirin hayatında. Çocukluk aşkı olan Fransız mürebbiyesi ve hayran olduğu ermeni müzik hocası yüzünden önceleri hıristiyandır adam zakir. Bir gün ermeni müzik hocası ermenistana misyonerlik yapmak üzere gider ve oradan ateist olarak geri döner, bu; adam zakirin dinle oluşturduğu değerler ve inanç kalesinin ilk yıkılışıdır.
Her şeyini, annesini, imparatorluğunu, öğretmenlerini, ilk aşkını , evini ve geleceğe dair inançlarını kaybettiği ilk gençlik yıllarında ataisttir . fransaya gidip yanına yerleştiği Yahudi ailenin huzurlu aile portresi onu bu kez de Yahudi olmaya, iyi ve inançlı bir Yahudi olarak hayatını sürdürme isteğine sürükler. Ama bu istek ve inanç da uzun sürmeyecek, aile reisinin dini aşağılayan sözleri ve erdemi hiçe sayan, açgözlü ve bencil hayatı onu yeniden Yahudilikten de sürgün edecektir..
İstanbuldan ayrılıp bir muhacir gemisiyle ulaştığı kudüste, bu üç dinin beşiğinde, evine yerleştiği medrese hocasının huzurlu ve bilge kişiliğinde islamiyetle tanışır. İyi bir Müslüman olarak hayatını tamamlamak istediğine karar verir. Oruç tutuyor, namaz kılıyor, camiye gidiyor ve bir Müslüman olarak hayatını sürdürüyorken yine aynı şey olur. Bir sahur sofrasında evsahibinin ikram ettiği şarap , yine adam zakirin kurduğu dinsel tapınağını yerle bir etmiş, dine ve tanrıya olan inancını yeniden boşluğa ve şüpheye dönüştürmüştür..
Fakat odasındaki rahleden kalkan kuranın yerini sayfaları yazılmayı bekleyen boş bir defter ve yanında da bir hokka alacaktır, ev sahibinin hediyesi olarak. Hayatında ilk kez birisi ona kendisi olma olanağı veriyor ve onu olduğu kişi olarak seviyor ve kabul ediyordur. İşte bu adam zakirin hayatının miladıdır.Adam zakir nefsini bir başkasına kendini tüm şeffaflığıyla açmakla bulmuştur yeniden. İnsan sevgisinin ilahiliğinde inancı, sevginin iyileştiren kutsallığında, vererek çoğalmayı öğrenmiştir.
Bir doktor olarak ilk kez lisansını alıp ücret de talep etmeden insanlara şifa dağıtan, ruhu huzura kavuşmuş 41 yaşında bir adamdır artık. Hayatta ilk kez bir yere aittir,dostunun kalbidir onun yurdu ve inancıdır insan sevgisi..nefsini paylaşarak yenmeyi, kutsallığı sevgide bulmayı öğrenmiştir.
hayatın zevkleri mutsuzluk tohumlarını içerse de , mutluluğu kendi iç huzurunda bulabilmiştir.yaşamayı ve hayatın yaşanmaya değer olduğunu artık öğrenmiştir..
42 yaşında kudüste bir hastanede aileden genetik olarak almış olduğu hipofiz beyin tümörü nedeniyle hayatı ve acıları son bulur adam zakir lugnarın.. yanıbaşında hayatının tek ve yegane bilen tanığı sofu ile.
Tarihsel arka planında savaşların, ülkelerin ve insanların değişedurduğu bu güzel romanda, dinler arası yolculuk bir sufinin gönlünde, kudüste son buluyor.. bir yerlerden mevlananın tefekkürle eğilmiş gözleri beni seyrediyor gibi hissediyorm..
29 ekim 2009, İzmir
CANAN D.