| AŞK –HAYRİYE ÖZEL “Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma ! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde. ” Sözleri, son kural olan kırkıncı kural da söyleniyor ve kitabın özü olduğu söylenebilir üstelik bunu aşk uğruna değişmeyi göze alan ve de değişen Ella’nın roman içindeki romanda okuması daha bir anlamlı. Kitapta tam da bu kuraldaki gibi aşk her türü ile derinlere, diplere inilerek anlatılıyor. Her cümlesi başlı başına bir dünya olan kitabın en önemli başarısı tasavvuf düşüncesini yalın, edebi ve evrensel bir dil kullanarak anlatması. Her kesimden her dinden çok karakterden oluşan roman kişilerinin birinci tekilden konuşuyor olması,hele hele tarihteki şahsiyetleri yani bilinen kişileri konuşturması kurgu karakterleri konuşturmasından daha zor daha risk taşıyan bir şey olduğunu düşündüğümden yazarı buna cesaret etmesi nedeni ile ayrıca kutlamak gerekiyor. Kitap, söylediklerinden ziyade -bir çok kişiye özellikle tasavvufa aşina kişilere bildik gelebilir- kurgusu ile dikkat çekiyor, özgün kurgunun “Gönlü geniş ve Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 Kuralı” şeklinde tasarlanan, Şemsin dilinden aktarılan manifesto-Şemsin böyle bir kuralı yok,Elif şafak’ın kurgusu- etrafında şekillenmesi. Elbette söylenenler anlam olarak yabancı olmasa da söyleyiş etkili,incelikli ifade tarzı farklı.Roman ;Ateş,hava, rüzgar, su ve boşluk olarak beş bölüme ayrılıyor.Son bölüm olan Boşluk’un alt başlığı; “hayatta, varlıklarıyla değil yokluklarıyla bizi etkileyen şeyler” özellikle bu bölüm,gerçekten çok sarsıcı ve hüzünlü. Aşk,özü ve sözü bir kitap,söyledikleriyle çelişmeyen her kesimi sevgiyle kucaklayan atmosferi ile ruhlara özellikle çoraklaşan gönüllere su misali.Lakin, her kelam her kulağa uymaz-sayfa 128-cümlesinde söylendiği gibi tasavvufa önyargılı, mistik, ruhani kelamlardan hoşlanmayan okurlar idrak tıkanıklığı yaşayabilir ! Oysa tasavvufu sevmeyenlar dahi önyargılarını aşıp okuduklarında kişisel gelişim uzmanlarının nitelikli bir yaşam için öğütledikleri felsefe ile karşılaşmaları mümkün. Modern terminoloji ile değerlendirirsek Sayfa 255 teki 26. Kural Kesintisiz Empati ya da kelebek etkisi, 27.Kural, pozitif düşünce ya da etki-tepki yasası şeklinde adlandırabiliriz. Bunları çoğaltabiliriz yani neredeyse hepsini tasavvuf dışında adlandırabiliriz değişen sadece isimleri olur.İşte kitap da tam da bunun üzerinde duruyor şekilden uzak “öz” ile , saf niyet ile ilgili, katı değişmez kurallara hapsolunmuş dinden uzak saf inanç ile ilgili.Her şeyin çözümünün aşk olduğu çünkü özümüzün aşk olduğu ancak aşk yoluna girmek o sırrı açık etmek için mutlaka emek gerektiği mutlaka değişmek gerektiği ifade ediliyor. Sayfa 148 de “Her insan açık bir kitaptır özünde.Okunmayı bekler.Her birimiz yürüyen,nefes alan kitabız aslında,yeter ki özümüzü bilelim ” dedim. “ister fahişe ol, ister bakire, ister düşmüş ol, ister itibarlı, Allah’ı bulma arzusu hepimizin kalplerinde, derinlerde saklıdır, sırlıdır. Doğduğumuz andan itibaren aşk cevherini içimizde taşırız. Orada durur, keşfedilmeyi bekler.” Sayfa 118 de 12. Kural:Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur. Israrla değişim vurgulanırken,kitaba giren de değişimden nasibini alıyor. Sayfa 400-38.kural -Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen her nefeste yenilenmeli.Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.” Ella Azizin aşkıyla, Aziz eşinin ölümünden sonra dünyevi aşktan ilahi aşka evrilen,değişen dünyasıyla, Mevlana’nın Şems’in gelmesi ile pişen ruhunun yanmasıyla , Şemsin varlıktan hiçliğe geçişiyle, Çöl gülü fahişenin Mevlana’nın evine kabul edilmesiyle, Kimya’nın önce Mevlana’nın öğrencisi olması,sonrasında Şemsin aşkıyla, hıristıyan Kerra’nın Mevlana’nın karısı olmasıyla, celladın sufiliğe geçişiyle, Şems ve Mevlana’nın ruhdaşlığı sırasında değişen Konya’sıyla her şey değişiyor. Roman kişileri ; işletmeci,memur,mutaassıp,sarhoş,dilenci,cüzzamlı,sarhoş,fahişe,alim,salik, mutasavvıf, dervişden oluşuyor.Herkes kendi bakış açısından konuşuyor, öteliyor, dışlıyor,seviyor,nefret ediyor ,birinin sorduğu soruyu, hiç habersiz bir diğeri cevaplıyor.Bütün karşıt düşünceleri , zıtlıkları ,sebepleri sonuçları ortaya döküyor.Şems, Mevlana’yı hiç de aşina olmadığı düşkün,fakir,sarhoş çevre ile buluşturup, yüz yüze getirip yakarken , okuyucuyu da kendisiyle yüzleştirip,kendi dışındakileri anlamaya çağırıyor. Dünyevi aşktan ilahi aşka yönelen azizin değişiminin her aşamasını “SUFİ” harflerine göre konumlandırması çok güzel bir fikir. Aziz’in yazdığı kitabın tam da ihtiyaçları olduğunda kendine ve Ella’ya ışık tutması Sayfa 340 ta “başımıza beklenmedik rastlantılar ancak bunları karşılamaya hazır olduğumuz anlarda gelir.”cümlesi ile örtüşüyor ayrıca tesadüf diye bir şeyin olmadığının da altı çiziliyor. Maddi hatalar var- patlıcanın o dönemde olmaması-Tuğrul İnançer’in tespitine göre-,Karagöz’ün Anadolu’ya 1517 de Mısır Seferi ile gelmesi gibi- ancak bu kitabın ruhunu, özünü zedelemiyor. Zaten yazar bu noktada “Son tahlilde, beşerin tabiatı şaşmaktır. Elbette hatalar, kusurlar olabilir. Yoksa Şems’ i, Mevlânâ yı yazmaya kalkıp da her şeyi anladığını iddia etmek "kibir" olur. Ama şunu samimiyetle söyleyebilirim: Ben bu romanı aşkla yazdım, aşkla okunmasıdır temennim.” Birbirlerine ayna olmuş Mevlana ve Şemsin 13.yüzyılda yaşanan ruhani aşkı günümüzde yaşanan aşka ayna oluyor,ilhamını onlardan alıyor.Aşk içinde aşk zaman içinde zaman, mekanlar fark etmiyor ezelde de şimdi de duygular evrensel,zamansız,mekansız.Eşinin ölümü ile sufi olma yoluna giren Aziz’in “Aşk Şeriatı” adlı Mevlana , Şems ve o dönemi-tarihiyle,siyasetiyle,sosyolojisi, ilahiyatıyla- anlatan kitabı Ella’nın eline geçer.Ella, hayatını eşine ve 3 çocuğuna adamış , kendisini mutfağıyla bütünleştirmiş, eğitimli olmasına rağmen hiç çalışmamış 40 yaşlarında mutsuz bir kadın.Hayatını sorgulamaya başladığında,bir arayış içine girdiğinde,işe yeni girdiği yayınevi sayesinde Azizin kitabıyla -Aşk Şeriatı ifadesi Mevlana’ya ait,sayfa 34-tanışması ile kuralcı, hiç değişmeyecekmiş gibi duran Ella’nın değişen dönüşen yaşamına tanıklık ediyoruz. Kitap, iki zamanda geçen mecazi ve ilahi aşk arasında gider gelir ancak her şey Şems ekseninde gelişir,kitabın güneşi Şemsdir. Mevlana’nın eşi Kerra ve Ella’nın yaşamları mutfakta geçiyor,doğu ve batı kadın halleri yani insanlık çok ta farklı değil, 13 ve 21. yüzyılda değişen bir şey olmadığını farkediyoruz. Elif Şafak’ın nerdeyse bütün kitaplarında olduğu gibi burada da yemek es geçilmemiş. Sayfa 183-22.kural: “ Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan,suret ile yaftalar değil.” Sayfa 31-“Yirmi birinci yüzyıl, on üçüncü yüzyıldan o kadar da farklı değil aslında.Her iki yüzyılın da kaydı şöyle düşülecek tarih kitaplarına:Eşi menendi görülmemiş dini ihtilaflar, kültürel çatışmalar, önyargılar ve yanlış anlamalar; her yere sirayet eden güvensizlik,belirsizlik, endişe ve şiddet; bir de öteki’nden duyulan şartlanmış tedirginlik.Karışık zamanlar.Böylesi zamanlarda, aşk latif bir kelime değil,başlı başına bir pusuladır.” Sayfa 104-9. kural: “Sabretmek öylece durup beklemek değil,ileri görüşlü olmak demektir.Sabır nedir? Dikene bakıp gülü,geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer,hazmeder.Ve bilirler ki,gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir” Sayfa 142-“ Ellerimize dikkat edin.Sürekli açılıp kapanır parmaklarımız.Tutar ve bırakır, bırakır ve tutarız.Bir içe bir dışa.Yumruğumuzu sıktıktan sonra mutlaka açarız.Öyle olmasaydı felçli gibi olurduk.Varlığımız da böyledir.Bir an gelir açılır, bir an gelir kapanır.Kah sıkışır yüreğimiz, kah ferahlar.Bu tezat gibi görünen haller varlığın özüdür.Kanat çırpan kuşlara bakın.Kanatlarının nasıl hareket ettiğine dikkat buyurun,bir aşağı bir yukarı.Bir hüzün bir saadet.Böyledir hayat.Hoş bir kararda, ahenk içinde,dengede.” Sayfa 148-18. kural “Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.şeytanı kendinde ara ; dışında, başkalarında değil.Ve unutma ki nefsini bilen rabbini bilir.Başkaları ile değil,sadece kendisiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.” Sayfa 230-25.kural “Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.İkisi de şu ana burada mevcut.Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak;nefrete, hasede ve kine buluşsak,tepetaklak cehenneme düşüveririz.” Sayfa 135- 15. Kural “Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur.Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz.Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksikliklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.” Sayfa 159 –“ Yüce Allah kederi yaratmış ki, tezatından saadet doğsun dedi.”Bu dünyaya boşuna Alem-i Kevn-ü Fead,yani oluş ve Varoluş alemi denmemiştir.Burada her şey tezatından tezahür eder.Bir tek Rabb’ın zıttı yoktur.o yüzden O hep SIR kalır. Yazar ,tasavvufun on beş yıl önce entelektüel bir merak olarak başladığını,artık gönlüne indiğini, diğer kitaplarında tasavvuf alt damar iken burada ana damar olduğunu belirtiyor,kitabın yazılma nedenini de şöyle açıklıyor: “Bu romanda okura yüreğimi açtım. Tasavvuf benim sırrımdı, o sırrı aşikâr ettim. Şems ve Mevlânâ hakkında bir kitap yazayım arzusuyla kaleme almadım bu kitabı. Ben "aşk"ı anlatmak istedim. Buydu çıkış noktam. Hem dünyevî hem manevî boyutlarıyla aşkı yazdım. Zıt gibi görünen karakterleri yan yana getirerek evrensel bir öz yakalamayı arzuladım. 2008 senesinde Boston da yaşayan üç çocuk annesi mutsuz bir Yahudi Amerikalı kadın için Mevlânâ ne ifade ediyor, bu sorunun cevabını kovaladım. Türkiye’de insanların kimlik arayışından değil kimlik sabitlemesinden mustarip. Bu sabitlenmenin anahtarı tasavvufta bulunabilir mi?Türkiye’de insanlar sadece kimlik sabitlemesinden değil, bir de habire ötekinden şüphe duymaktan mustarip. Herkes istiyor ki bir şeyler değişsin ama kendi değişmesin! Halbuki tasavvuf ne diyor, değişime kendinden başlamak zorundasın. Bırak başkalarını yargılamayı! Dedikodu yapma başkaları hakkında. Sen kendi içine bak. Kendi kalbini temiz tut.Kendini değiştir. Sen değişirsen, dünya değişir.” Elif Şafak’ın deyimi ile “mutada amade” olanlara, enerjisi tükenmişlere, yaşamını sorgulama aşamasına gelip,cevap arayanlara, sabırla pişirmeye hazır olanlara günde üç öğün yemeklerden önce tavsiye olunur.
Meramınız aşk, aşkınız baki olsun…S.30
AŞK / AHMET YARLIGAŞ Üç harften oluşan ancak bir kitaba sığmayacak kadar yoğun bir duygu, AŞK. Günümüzde alelade ağzımıza aldığımız bir kelime ve çok kolay yaşayıp yenisine başladığımız bir ilişki. Tabii bu tarifler, Elif Şafak hanımın AŞK’ını okumadan önce benim için geçerliydi. Şimdi ise göle bir taş atıldı, durgunluğu bozuldu. Gözümüzün önündeki dünya değişti, her şeyi farklı değerlendirir, farklı algılar olduk. 13 ncü yy.da Anadolu’da iki insan arasında yaşanan ve günümüz insanının da zihnini meşgul eden ilişki bu kitapta anlatılan zemine oturtturulduğunda bir anlam kazanıyor. Roman tarzında yazılmış ancak değişik bir yöntem ile karakterlerin dilinden aktarılmış. Birbirinden bağımsız iki zaman, onca karakter ve olay. Okuyucuyu hiç sıkmayacak şekilde böyle güzel aktarılabilir. Yaşamını herkesin özlem duyabileceği günümüz kadını (evli, gelir durumu iyi, 3 çocuk annesi, 2 evi, vs kısacası her şeye sahip) Ella romanın esas karakteri olarak gözükse de , kendisi ile birlikte, Mevlana Şems Aziz gibi ana karakterlerin yanında yine kendileri özenle seçilmiş ve uç noktada kişiler-tarihi olarak bazıları gerçek- mevcut; Kimya hanım Serhoş Süleyman Fahişe Çöl Gülü Cüzamlı dilenci gibi.
İpek böceği misali hem Mevlana Şemsin etkisiyle, hem Ella Aziz’in etkisiyle, biri diğeri de tamamen değişiyorlar. Kurulmuş düzenlerinden sahip olduklarından vazgeçerek, başkaların ne diyeceklerine aldırmadan, İlahi Aşk uğruna yeni bir başlangıç yapıyorlar. Her iki olay arasındaki zaman mekan, hatta kültür farkı bulunmasına rağmen aynı şekilde tezahür etmesi, safi aşkın etkisi sanırım.
Her olay ve bunlara bağlantılı olarak verilen, her biri olukça önemli ve doğru 40 kural, kitaba ayrı bir anlam katmış. Kitapta ayrıca Tasavvufa, Mevleviliğe ait çok kıymetli, titiz araştırmalarla elde edilmiş bilgiler oldukça güzel bir şekilde verilmiş. Her kuralı, her bilgiyi bir zemine oturtarak okuyucu kabul edebiliyor. Büyük hevesle okuduğum ve başta belirttiğim gibi beni oldukça etkileyen bu Romanı yazan ve güzel bilgileri bize aktaran Elif ŞAFAK hanımefendi’nin gönlüne eline sağlık. Ayrıca kitabı tavsiye eden arkadaşımıza ayrıca teşekkürler.
AŞK- Evren E. Şeker pembe kapağıyla kitaplığımın en göz alıcı üyesi oldu Aşk.. Karakterlerin ağzından anlatımı ile akıcı bir kitaptı. Özetle, iki hikâye anlatılıyor; Ella ve Aziz’in hikâyesi ile Şems ve Mevlâna’nın hikâyeleri. Hayatını evliliğine endeksleyen Ella, üniversitede okuyan kızının evlenmeye karar vermesine şiddetle itiraz ederken kocası David’le birbirlerini sevmekten ne vakit vazgeçtiklerini sorgularken buluyor kendini. Kızının ve sevgilisinin birbirlerini sevdiklerini ve aşık olduklarını söylemeleri üzerine bunu çok romantik bulduğunu (neredeyse anlamsız demeye getiriyor!) söylüyor, bu arada Aşk kelimesinin ne anlama geldiğini hatırlamaya çalışıyor! Ella üniversite mezunu olmasına rağmen hiç çalışmamış, yıllar sonra çalışmaya karar veriyor, ilk işinde Aziz’in kitabını okuyup eleştirmesi gerekiyor. Aziz’in kitabını okurken Ella kendini, hayatını ve evliliğini sorgulamaya başlıyor. Evliliğinde aşk olmadığını fark ediyor. Kocasının kendisini aldattığını hep görmezden geldiğini, her ikisinin de hiçbir şey olmamış gibi davrandıklarını.. Sığındığı mutfağı var sadece. Aziz’le mailleşmeye başlıyorlar. Aziz, en sevdiğini kaybetmenin acısını yaşamış, kaybının ardından perişan olmuş, fotoğraf çekme hevesiyle gittiği dergâhtan sufî olarak çıkmıştır. Yazışmalar sırasında yakınlaşan Ella ve Aziz kaçınılmaz olanı yapmaya; görüşmeye karar verirler. Onu tanıdıkça, gerçekten istediğinin Aziz’in yanında olmak olduğuna karar verir Ella, durgun bir göl gibi sakin olan hayatına atılan taş bir fırtına yaratmıştır, hiç düşünmeden boşanma davası açarak Aziz’in peşinden kanatlanıp gider. Aziz’in kitabında ise Mevlâna ve Şems Tebrizî’nin hikâyesi anlatılmaktadır. Şems’in yaşadığı yerden ayrılışı, ruhdaşını dilemesi ve ruhdaşını bulacağı ile müjdelenişi, Şems’in kırk kuralı (öğrendiğim kadarıyla 40 kural yok, yazar kurgulamış onları, ama okuyucuya hitap ediyor kurallar..), dergâha girişi, Mevlâna’yla ilgili haberin dergâha gelişi, Şems’in Mevlâna’nın yanına gitmeye gönüllü oluşu, sabırla gideceği günü bekleyişi, bekleyişin sabrın onu hazırlayışı, Mevlâna’nın halkın gözündeki yerinin Şems tarafından incelenişi, düşkün, itilmişlere Şems’in elini uzatışı, onları anlayıp değer verip yol göstermesi, Mevlana ve Şems'in karşılaşmaları… Kimya çaresizce Şems’e tutulur, evlenseler de Şems’in ruhu ilahi aşkla dolu olduğundan Kimya’nın beklediği ilgiyi veremeyecektir. Ruhdaşını bulmak, yüreğindeki inciyi ona vermek yoluna başını koyan Şems ise bizzat dilediği istikamette efil efil esen bir karayeldir. Kalıcı olanla geçici olanı ayırt etmem gerektiğini, sevginin ancak hak edene sunulmasının önemini, insanın dünyada Alah’ın halifesi olarak değerli olduğunu düşündüm Aşk’la beraber. Aşk’sız soluk renkleri hayatın. Yapılan işte, kurulan yuvada, hayatımızın her yerinde olmalı. İsmini söyleye söyleye eskitmeden, yaşayarak, paylaşarak.. Söylemekle yapmak arasında fark var, düşünmeyi başarsak da düşündüğümüz şekliyle yaşamak zor. Pek çoklarımız Başkadı gibi süslü giysiler giyiyor, büyük masaların ardında yaşayıp gidiyor, bizce doğru olanı işimize geldiği gibi başkalarına dayatıyoruz. Okudum ve fark ettim. Fark ettim sahip olduklarımı ve olmadıklarımı. Paslanan gönül aynamı parlattım. Geçen zamanın kırgınlığını ve yitenlerin acısını silmek kolay değil elbette. Ancak olduğumuz gibi yaşayabilmek ve aynamızda yüzümüzü tanıyamaz hale gelmemek için umut etmek var ve kalıcı olanın çağrısına uymak… |