Bab-ı Esrar yani Sır Kapısı ,madde ve mana dünyasının kapılarını aralayan, aralamakla kalmayan ,anlamak isteyeni içeri çağıran, derinliği okuyana göre değişen ezoterik ve teolojik yönü ağırlık kazanan bir kitap.Polisiye yazar olarak anılan Ahmet Ümit bu kitabında polisiye sadece bir bütünün parçası olarak kalıyor yani amaca gitmek için sadece bir tabela olarak kalmış.Bu nedenle diğer kitaplarından ayrılıyor. Mistik, fantastik , şiirsel ve zaman zaman destansı –şemsin 7 kişi tarafından öldürüldüğü bölüm-dil ile Batı ve doğu düşüncesini Mevlana ve Şems ekseninde kıyaslayan ,Mevlana ve Mevleviliği turistik öğe olmaktan ,Şemsi de ön yargılardan kurtaran, Mevlananın şair yönünü açığa çıkaran,zıtlıkları bolca kullanan yapıda ,kurgudaki denge öne çıkyor.Bu öyle bir denge ki ,kitap bittiğinde deyim yerinde ise ağzınız açık baka kalıyorsunuz. Zıtlıklar kadın kahramanın adından başlayarak devam ediyor.Karen Kimya olan kadın, fizik dünyada adı karen iken , ruhsal dünyaya yaptığı astral yolculukta Kimya oluveriyor.Karenin babası Türk sufi olan Poyraz ,yani doğu,annesi İngiliz hippi olan, susan batı’yı temsil ediyor.Yine batı toplumundaki iki kesim Karenin annesi Susan ve karenin sevgilisi Nigel karakterleri ile veriliyor.Vur patlasın çal oynasın tarafı Nigel temsil ederken,yaşadığı dünyadan sorumlu, gerçekleri kabullenmesi ile öne çıkan tarafı da bir bakıma bilge olan Susan temsil ediyor. Yine Karen’in çocukken hayali arkadaşı Sunny iken , şems rehberliğinde mana alemine girdiğinde ,şemsin sunny olması oldukça manidar. Kitabın arka kapağında yazdığı gibi dünyayı,yaşamı inancı ve aşkı yeniden düşünmeyi sağlamayı başarıyor.Kitap okunduktan sonra da, gerçekten okuyucuyu , yeni araştırmalara,yeni okumalara gebe bırakıyor.İslama,tanrıya,dinlere karşı oluşan altı boş önyargıları kırıyor.Görünenin arkasındaki gerçek sırları ortaya döküyor. Aşkı; cüzi ve külli yani sınırlı ve sınırsız aşk kavramlarını çok güzel mistik hikayeler eşliğinde-308- anlatıyor.Yine burada da diğer kitaplarında olduğu gibi mitolojik ve arkeolojik kaynaklardan besleniyor. Mevlana ve Şems 3 yıl birlikte olurken, Karen,Konya’da 3 gün kalmıştır. Şems cinayeti ile günümüzde geçen cinayet paralel anlatılır.Şems ve Mevlana dönemi ruhsal,fantastik boyutta geçer.Günümüzde geçen hikayenin bu kadar kısa sürede geçmesi teknolojinin yardımı ile olduğu aşikar. Ayrıca romanda, af yasası gibi politik dokundurmalarda var.Türklerin dışarıdan nasıl göründüğüne dair eleştiriler de hakaret kıvamına erişmeden öz eleştiri niteliğinde verilmiş. Anlattığı hikayeyi; kadın karakterin diliyle anlatmayı tercih eden Ahmet Ümit’in bu yönüyle de tökezlemediğini görmek edebi anlamda güzellik oluşturmuş. Kitaptaki din açılımlarının tarafsız bir şekilde vermeyi başarmasında yazarın inaçsız olması etkili olabilir.Yazar bunu, “dinin ya da inancın insanlık tarihindeki yeri hakkında fikirlerim eksik ve yanlıştı.Hala inançsızım ama inancı anlamadan insanlığın tarihini anlamak mümkün değildir”şeklinde açıklıyor. Şems-i Tebrizi’nin “Makalat”, Ahmed Eflaki’nin “Ariflerin Menkibeleri”, “Kur’an-ı Kerim”, Feridüddin Attar’ın “ Mantık Al Tayr”, ibnü’l Arabi’nin “Fususu’l Hikem”, Mevla’nanın Mesnevi ve şiirlerinden bolca faydalanmış. Başkaca faydalandığı çok kaynak var-kitabın arkasında zaten yer almakta- ancak bunlar öne çıkanlar olarak yer alıyor. Dünyayı, sadece akıl ile anlayamayacağımız gibi sadece sezgi ve ezoterizmle de bunun başarılamayacağını ,ikisinin de çok önemli olduğunun altı çiziliyor. Romanda, çalıştığı sigorta şirketinin 3 milyon paundunu kurtarmak için İngiltere’den Konya’ya gelen Karen Kimya adlı 30’lu yaşlarındaki kadının fiziksel ve ruhsal yolculuğu anlatılır.Yangında kül olan otelin nedenini bulmak için araştırmalara girişir. Karen geldiğinde, sigorta acentelerinden Mennan Fidan onu karşılar.Bu soruşturmalar yapılırken cinayetler işlenir.Konya’daki bu olayların düğümleri çözülürken, karen de, kendisinde, geçmişten kalan, çözümlenmemiş düğümlerini çözmeye başlar.Kendine ait bilinmeyen adresleri,ruhsal alemde, şems eşliğinde bir bir çözmeye başlar.Sufi olan babası poyrazın,bir dervişin arkasına takılarak annesini ve kendisini terk etmesinin nedenlerini bir bir anlar. Fizik dünya da ise ip uçlarına; Mennan ve babasının da arkadaşı olan derviş eşliğinde ulaşır.Bu yolculuk sonunda, Karen Kimyanın kendi içine yaptığı yolculuk olup çıkar.700 yıl önce yaşanan Mevlana ve Şems ilişkisini araştırırken kendi sırlarını ortaya döker.Karenin babasını anladığı ve onu affettiği noktada babasının ölmesi romanın en iz bırakan ,etkileyici noktalarından.Karen’in sevgilisi Nigel,annesi Susan ile diyalogları yaşam dersi niteliğinde dikkat çekiyor. Kitapta tanrı anlayışı, sayfa 33 te “Tanrı merhametten de, şefkatten de daha büyüktür.Tabii,şiddet ve cezadan da.Onda hepsi vardır,onda hepsi birdir.Bir olmak demek, çok olanı bir görünümde toplamak demektir, ama farklılıklarını silmeden, aynılaştırmadan,birbirine benzetmeden.Çünkü her varoluşun bir anlamı,bir gereği vardır.Çoğu zaman mesele tanrı’nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür.Sevgi dolu olanlar merhameti görür,zalim olanlar şiddeti.Zeki olanlar aklı görür,aptal olanlar kör inancı,alimler bilimi görür,cahiller mucizeyi.” Mevlananın sayfa 109 daki kirlenmemiş olana,bulanmayana ,donmayana övgü dizdiği şiirine yapılan yorumda, altı çizilmesi gerekenlerden “ Yeryüznün bütün akan suları bulanır, geçtiği yerlerin kiri,pası, çamuru, suyun saydamlığını bozar.Kış güçlüyse donar.Önemli olan bulanmamak, donmamak değil,akmaktadır.Su akabildiği sürece, yeniden temizlenmek, soğuğun dondurulucuğundan kurtulmak umudu vardır.Kimse saf, kimse masum değildir.yaşayan kirlenir; önemli olan safiyeti,masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir.Aslolan yaşamdır.Yaşam olduğu sürece saf olmak, masum olmak umudu da vardır.” Babam bu düşünceye karşı çıkmıştı.”Suyun özü temizdir”demiti,”insanın özü de.Önemli olan,bunca kötülüğe,bunca zalimliğe, açgözlülüğe karşı özümüzü koruyabilmek.Dünyanın en zor işi bu.” “İki alem vardır: ilki varlık alemi, ikincisi mana alemi.Varlık alemi gündüz gibidir.Olanı biteni açıkça görürsün, kendini kolayca ele verir.Mana alemi ise gece gibidir, onu bulmak için mutlaka gönül ışığını yakman gerekir” sayfa 115. Şems’in tanrı yorumu 161 şöyle anlatılır.” Tanrı değişmez diyorlar ya, külliyen yanlış.Değişir.Onun hikmetinden sual olunmaz, ama bu kadar çok değiştiği için anlamakta güçlük çekiyoruz.Bildiklerimiz, bilinmeze dönüşüyor, yanlışlar doğruya, sevaplar günaha, helaller harama, yalanlar gerçeğe.Böylece ulaşılmaz oluyor o yüce varlık, büyük sırrını işte böyle koruyor.” Yaşamda , neyi, neden ararız 362 de şöyle anlatılır ; “Allah, Hazreti Adem’in burnuna yaşam nefesini verirken, kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır.Yani Allah aynı zamanda içimizdedir.Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler,yemeğe,uykuya,şehvete duyduğumuz açlık, kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki, çoğu insan kendi içindeki bu cevherin farkına bile varmaz. İşte bu parçayı fark ederek aramaya başlayan kişiye aşık deriz. Aramanın kendisine de aşk. Yani aslolan aramaktır. Lakin arayış tek başına olmaz; bize bir öğretmen, bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir. Çünkü kimse o kıldan ince, kılıçtan keskin sevda köprüsünden tek başına geçemez.Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz.Aşık da, maşuk da, seven de sevilen de sadece o kişi olur.Tıpkı Cenabı Hak gibi .” Romanın bilge kişisi Susan’ın yaşam öğüdü niteliğindeki cümlelerinde diyor ki ; “ Ben iyiliği, sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum,kötülükten kaçınmayı,kötü olmadığım için yapmayı istiyorum.İyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırmasından korktuğumdan değil.iyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım.İyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber doğdu, bizimle birlikte yok olacak.Önemli olan yaşarken neyi seçtiğin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan.Hem de ölüp gideceğini bile bile. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak.Benim payıma düşen de buymuş,teşekkürler hayat diyerek.Bence yaşamak bu kadar basit,aynı zamanda bu kadar güzel,bu kadar heyecan verici.Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte” -365 117 deki mesel,124-349 daki ney’in hikayesi,157 deki Mevlana ve Şemsin karşılaşması, 159 daki Şemsin dini yorumu, 166-167 de şemsin, mevlanayı sınaması, 169 daki şeyhin tanımı, 234 türbesi kapıları ,239 sofradaki yerler, 260-261 gönül, 280 şemzi tebrizinin gökyündeki hali, 284 mevlananın şiirlerini neden şemse yazdığının anlatan bölümler de gözden kaçmamalı. Son olarak ,insanız ve bileşimimiz ruh ve bedenden yani fizik yani maddeden ibaretiz. Ruhsal yönü gözden çıkaranların ders olarak okuması gereken hatta defalarca okunması gereken bir edebi hazineyi biz okurlara armağan ettiği için Ahmet Ümit’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. HAYRİYE ÖZEL
BAB-I ESRAR Ahmet Ümit’in okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen hem büyük merakla okudum, hem de bitmesin diyerek okumaya çekindim. Zira her bölümde ne olacağını merak ederken, bir yandan da kitapla birlikte bütün sırra nail olup sihri kaybolacağı endişesi ile ikilem içerisinde kaldım. Kitabın kurgusunun mükemmelliği ile birlikte; seçilen karakterler ve roman içinde kendilerine yüklenen görevlerin kusursuzluğu yazarın çok iyi bir gözlemci olduğunun bir eseri bence. Karen Kimya’nın modern eğitimli bir bayan, araştırmacı bir sigortacı oluşu, olayları sorgulayışı, Mennan’ın doğallığı, olaylara yaklaşımdaki saflığı, çekingenliği, misafirperverliği; Susan(Anne) telefondan roman iştirak etse de, asıl karakterlerden biri ve her konuyu açıklayabilen biri. Yaşamın anlamını ve erkekleri iyi analiz etmiş ve bunu kızına öğütlerinden iyi bir şekilde çıkarabiliyor, İzzet Efendi’nin mütevazılığı, yaşam tarzı ile fedekarlığı Nigel siyahi kendisi ile barışık bir cerrah oluşu, Kitap içerisinde yer alan diğer karakterler de bile detaylar öylesine verilmiş ki, tam bu adama uygun diyorsunuz hatta bazen kendinizi olayların içinde hissedebiliyorsunuz- ki ben bayağı etkilendim- bu da Ahmet Ümit’in maharetini gösteriyor.
Şems ve Sunny her ikisinin de güneş anlamına gelmesi, Karen-Kimya hem kültürel hem de tarihsel yaklaşımları, Poyraz Bey’in isminin verilişi romana ayrı bir lezzet vermiş. Roman içerisinde verilen çeşitli konulara ait bilgiler çok iyi araştırılmış ve okuyucuya sıkmayacak şekilde verilmiş. Özellikle Mevleviliğe ait bilgiler ve bunun yanında, tarihi bilgiler ve Konya’ya ait bilgiler kusursuz diyebilirim. Ve kitabı bitirdiğimde Mevlevilik, Konya Şehri, tasavvuf konuları dahil birçok konuda bilgi sahibi oldum. Yazar Güncel konuları da roman içersisinde güzel bir şekilde kullanarak ayrı bir renk vermiş. Çete lideri ordudan atılmış jandarma yüzbaşısı oluşu, Poyraz Efendinin Pakistan’daki dergahının ABD uçakları tarafından bombalanışı gibi. Gerçek aşkı, ilahi aşkı anlatımdaki sadelik; her bölümde dozajı biraz arttırılarak gizemli şekilde verilmesi ayrı bir ustalık. İlk etapta tepkiyle karşılayacağınız konuları özümseyerek son bölümlerde zaten öğreti bunu gerektiriyor diye kabullenebiliyorsunuz. Kitap içerisinde serpiştirilmiş menkıbeler ve onların aktarımı kitabın bütünlüğünü bozmamış. Aşkı anlatış ve aşka dair verilen örnekler beni oldukça etkiledi. Şems’in özellikle Karen’e ki kendisi modern, iyi eğitimli ve mantığı ile hareket eden birisi ilahi aşkı anlatışı, tarifleri, hikayeleri kitabın sonunda babasının kendisini terk edişini bile kabullenmesini sağlayacak hale getiriyor.
308 inci sayfada erkek kırlangıcın hikayesi 302 inci sayfada “ bedeni olan bir varlığın ruhani varlığa erişmesi olanaksızdır. Ya ruhani olan bedenli bir varlık haline gelecek ya da bedenli ruhani olana dönüşecek” 307 inci sayfada ki Yahuda’nın fedakarlık Hikayesi bunlara örnek olarak verebileceğim bölümler.
İlahi aşk hep vuslat hayali ile beslenir. Asla rücu etmek gayedir. Bu nedenle ölmeden önce ölmek gerekiyor sanırım. Sevgi fedakarlık ister. Kimya Hanım bunu anlayabiliyor ancak doğacak bebeği için fedakarlık kendisi tarafından mı yaksa sevgilisi tarafından yapılacak bu da ayrı bir merak konusu.
Ahmet Ümit’in polisiye yazarlığı yanı da var ve Kitapta 2 olay çözülüyor, biri tarihsel bir cinayet –kitabın başında verilen Şems’in katli-; İkincisi de otelin yakılışı. Ve kitap mutlu son ile bitiyor. Sigorta şirketi kundaklamayı ispatlayamadığı için tazminat ödeniyor ama para hayırlı bir işe Ziya’nın babası bütün varlığını Mevlana müzesine bağışlamış İzzet Efendiye gidiyor. Olayları hep mantıksal yaklaşan Kimya hanım da bundan pek rahatsızlık duymuyor hatta biraz da memnun oluyor gibi. Kitabı tavsiye eden Şebnem Soysal Hanıma ziyadesiyle teşekkür ediyorum. Çok güzel bir seçimdi ve sayelerinde böyle bir lezzete ulaşabildim.
AHMET YARLIGAŞ
BAB-I ESRAR Zihin bir hapishanedir. Barbarların bile düşünemeyeceği kadar ızdırap veren bir hapishanedir üstelik. Köleler, savaş mahkumları, işkenceye maruz kalanlar, aşıklar, terk edilenler, gerçeği kırılanlar, düş alıp satanlar hatta uzağa gidenler bile an gelir bu hapishaneden çıkmanın yollarını ararlar. Bedenden çıkıp gidilemeyeceğini anlayanlar, zihnin kapısını aralar varoluş dergahında. Başına bahar vurdu dedikleri durum tam olarak budur işte. Her bahar aynı şey olur aslında. Buna da alışılır diye baştan savabilir insan. Ama, zihin dipsiz bir kuyudur. Her şey sonbahara kadar da olsa zihin kapısı bir kez aralanmıştır… Hiç size gerçek gelen bir düş gördün mü? Ben gördüm. İçimdeki karanlığa gece diyorlardı. Örten ve gizleyen o kadar kararmıştı, olup bitenleri saklamaya siyahın kudreti yetmedi. Herkes gündüzümü istiyordu. Işığa koşardı çünkü bütün pervaneler. İki ömrü sürdüklerinden habersizce yaşayanlara bakıyordum. Birini yaşamak için, öbüründen vazgeçenlere. Geceyi, gündüze yar edenlere. Gündüz için geceyi y’aralayanlara. Yaşamak için, üzerlerine yaşanmamışlıklardan bir örtü örtenlere. O anda elimi tuttu ve seslendi g’ece, g’ece! Bu masalın prensesi sensin diye fısıldadı. Bildiğim en büyük türbeye baktım o anda. Benim için ışıklar yandı. Gökyüzündeki yıldızlardan bir harita yaptım kendime. Hayal kırıklıklarından gerçek yaptım. Gerçeklerden düş! Karen Kimya’nın öyküsü bana bunları düşündürdü. Okuduğum her satırda yaşamın sırrının hazır bulunuş ve farkındalık olduğunu vurgulayan bir kitap Bab-ı Esrar. Kitap sayfalarında yürüdükçe, sırlar kapısı bir bir açılıyor. Yaşamı tek boyutta yaşamanın tek düzeliğini gördüm kitapta. Üç günde, üç yüzyılı özetlemek mümkünmüş. Empati bir bedenden ötekine geçişmiş. Hatta bir ileri adımsa, insanın kendisine giden yol da öteki üzerinden işlemekteymiş. Sonuç olarak, yaşamda her şey her şeyle ilintilidir. İşte bu nedenle ölmeden, ölmek bir başlangıç gibi geliyor bana. Doğum ve ölüm – Poyrazbey’in uykuya dalması, bebeğin hayata başlaması- işte bu nedenle ayrılmaz bir ikili. Karen Kimya, batı geleneğiyle kapitalist düzenin gündüzlerini yaşarken, doğu felsefesiyle mistik geceyi aralıyor. Düş dünyası ile gerçek dünyayı birbirinden nasıl ayırt edersin ki? İnsan doğası gerçeği bilmek ister der Aristo. Nedeni bilirsen, nasıla dayanabilirsin der Nietzsche.? Peki ya Karen Kimya? Ne zaman kendi sözlerini söyleyecek. Birlikte olduğu adama bu bebeği istediğini, annesi için endişelendiğini, babasına olan hislerini…. Ezberlenmiş hayat nasıl sadeleştirilir ki? Bilgi nal olmuşsa akla? Hayat bir rüyadır. Nereden mi biliyorum? Her gün o rüyayı görüyorum. Çünkü, bu dünya da yaşıyorum. Dünya! Rüya içinde, bir rüya olan dünya. Peki ya, bu düşten uyanman mümkün değilse…. Kendini özgürleştirme, gerçeğe ulaşmada seçilen yol… Ahmet Ümit aklıma bir taş attı bu kitapta. Yankılarını içimde hissettiğim. Bitmesini istemediğim keyifli bir yolculuktu. Arası açılmadan yenisine doğru yola çıkmak istediğim… ŞEBNEM SOYSAL Bab-ı EsrarOkurken bitmesin istedim, kendimi zorlayarak okumaya ara verdim, bir yandan da Kimya'nın babasını bulup bulamayacağını merak ettim.Keyifle okudum, Şems'i tanıdım, kalkıp Konya'ya gidesim geldi okurken.. İnsanı kamil Hakk'a ulaşmış kişi, ki bu da dünyanın en zor işi..(Sayfa 61) Hakikat, hazır olmak..Hiç kimse tam olarak hazır değildir.hazır olup olmadığımızı hakikatle karşılaştığımızda anlarız ancak..(Sayfa 129) Yaşam öğretmendir.hakikatı öğrenmek için söze değil yaşamaya ihtiyaç vardır.(Sayfa 130) Sayfa 136 kendini bilebilmek... Sayfa 160 Şems:"...Sevginin hak eden sunulmasından yanayımdır. Hak edene sunulmayacak kadar değerlidir sevgi." "Gönlünü karartma. Arayışın bitmedi ki çaren de bitsin.Yol çaredirçYol aktığı sürece çare tükenmez." Son söz olarak, hayatın amacını düşündürdü Bab-ı Esrar, kendimizi ve hayatı anlamaya çalışmakla geçecek belki bir ömür...Belki de sadece aramaktı güzel olan.. Evren E. |