AY SARAYI –PAUL AUSTER
Ay Sarayı ; çarpıcı,sıra dışı kurgusu, yalın- duru dili bir o kadar da derin felsefi varoluşsal açılımları olan, psikolojik çözümlemeleri barındıran,fantastik- ironik anlatımı ile edebiyatı bütüne yayabilmeyi başarmış romanlardan. Yaşama dair verdiği ip uçları nedeni ile kişisel gelişim kitabı olarak da değerlendirilebilir.Bakmak ile görmek arasındaki farkın farkına varılması, yeni yerlerin görülmesi,verilen sözlerin mutlaka tutulması gibi. Parçalardan hiç de tahmin edilmeyen bütüne gidilmesi, hikaye içinde hikayelerin olması kitabın kurgusunu oluşturmaktadır. Paul Auster’ın diğer kitaplarında da olduğu gibi burada da ; kimliğin esrarı,kurulamamış ilişkiler, yanlış zamanlamalar, tesadüflerle ortaya çıkan gerçekler, şans ,direnç,kişinin sınırını zorlaması, nesnelere yüklenen anlamlar, aidiyet duygusu,suçun cezasını,iyiliğin yerini bulması kısaca etki-tepki yasasının bütün öyküye yedirilmesi öne çıkmaktadır. Yine diğer kitaplarında olduğu gibi burada da kendi yaşamından izleri görmek mümkün.Örneğin ;dayısından aldığı okuma tutkusu, yaşama bakışı, babalarının ismi, doğum tarihi,para sorunu,aile yapısı buradaki fogg’la benzerlik taşımaktadır.Yine romandaki bazı kişilerin benzerlerinin kendi yaşamında olması gibi.Yazarın küçük yaşından itibaren çok gezmesi, çok farklı işlerde çalışması dolayısı ile farklı katmanlardan çok insan tanıması roman kişilerini de bu denli renkli,sıra dışı olmalarında etkileri bariz görülmektedir. Bilim tarihinden,edebiyattan gerçek kişilerin ,sanat tarihinden gerçek tablolarının olması kültür dağarcığımızın zenginleşmesine katkı yapmaktadır. Edison ile Tesla’nı çekişmesi - Galile ile Thomas Harriot’un teleskop çalışmaları –kirtaba da adını veren Ralp Albert Blakelock’ un Ay saray’ı tablosu, Thomas Moran’ın ay ışığının yer aldığı tabloları gibi….Roman dönem olarak aya ilk ayak basılan dönemde geçer.Ay’a romanda en iyi,en güzel,en mükemmel anlamları yüklenmektedir. Romanda yazar ;Tesla’nın tarafında olmasını “ Edison’un babasını Yahudi olduğunu öğrendikten sonra işten çıkardığını, romanında böylelikle Edison’dan intikam aldığını”bir röportajında açıklamaktadır.Romanda yer yer Yahudi ritüellerine de yer verilmektedir. Gerçek ile hayalin iç içe olduğu öykülerde gerçeklik duygusu zaman zaman yer değiştiriyor. AY’a dair ,Kızılderililere dair anlatılan öyküler romanın akışını bozmadığı gibi ayrı bir keyif katmış. Kızılderililerle ilgili anlatımlarında duyarlı, anti-ırkçı söylemleri dikkat çekmektedir. Yazar, kitapta; tesadüfleri tesadüf gibi görmediği, bizim tesadüf diye adlandırdığımız kavramların yaşamın ta kendisi olduğu vurgusunu yapmaktadır. Bir kişinin hayatında; başka bir kişinin,kişilerin varlığının ne kadar da önemli olduğu,sevginin,ailenin,aidiyetin temeli olduğu duygusunu derinden hissediyorsunuz. Romanın bütününe bakıldığında dört evreye ayrıldığı gözlenmektedir. 1-Fogg’un dayısı ile geçirdiği dönem 2-Fogg’un arkadaşı David Zimmer ve Kitty ile geçirdiği dönem 3-Fogg’un Mrs Hume ve Effing ile geçirdiği dönem 4-Son bölüm Salamon ile geçirdiği dönem.
Birinci dönem, Marco Stanley Fogg’ un dayısının yaşamındaki doldurulamaz öneminin anlatıldığı, dayısının ölümü ile yaşadığı ya da yaşamadığı dönem.Üniversitede öğrencilik günleri, hem hüzünlü hem komik bir şekilde anlatılır. Annesi ve babası ölen Fogg; dayısı da ölünce kimsesiz ve parasız kalır.Dayısından kalan 70 kutu kitaplarla önce mobilya yapar. Kutular, masası,yatağı olur. Kitapları okumaya söz verdiği için kitapları okuduktan sonra satmaya başlar.Açlıktan okuyamaz hale geldiğinde söz verdiği için kitap satırlarını parmaklarını gezdirerek sözünü yerine getirmeye çalışır.Burada dayısının giysilerini giysiler eskiyene dek üzerinden çıkarmadığı,okulda alay konusu olduğunu bilmesine rağmen bunu umursamaması en hüzünlü kısımlardan. Fogg , perişan bir haldeyken bile kendisi ile yaşamı ile dalga geçer. Hayal etmeye, masallar uydurmaya devam eder.Ay insanları,Cyrano hakkındaki anlatılanlar, son yiyeceği yumurtanın kırılıp dağılması esnasında yaptığı benzetmeler,o haldeyken bile yaşam ile bağını koparmaması kendi adıma Fogg’un unutulmaz roman karakterleri arasına girmeyi hak ettiğini belitmeliyim. Fogg yaşadığı evden atılınca okuldan arkadaşı Zimmer’i bulmaya çalışır.Zimmerin evine gittiğinde arkadaşının taşındığını öğrenir..Bu esnada Zimmerin yeni evine taşınan kişinin arkadaşı olan dansçı Kitty ile tanışır.Fogg parkta ölüm eşiğinde iken zimmer ve Kitty tarafından kurtarılır.Bu bölümdeki iç monologlarda sevginin, arkadaşlığın önemi etkili bir şekilde ifade edilmektedir.Zimmer ona aylarca bakar.Zimmer bu bölümde aşk üzerine önemli cümleler eder. Kitty de diğer kişiler gibi -en zayıf görünenler bile –özgün,onurlu güçlü bir kişidir.Asya’lı olan Kitty de kimsesiszdir.Fogg ile Kitty aşk yaşamaya başlar,birbirlerini çok seven bir çift olurlar. Fogg arkadaşına maddi destek olmak için çeviriye başlar,bu sırada kimsesiz, tekerlekli sandalye ile yaşayan Effing’in kendisine bakmak için verilen ilana başvurusu kabul edilir.Fogg Effing’e kitap okuyacak ve gezdirecektir.Yemek ve temizlik işlerini 30 yıldır kendisine bakan Mrs Hume yapacaktır.Fogg, Effing’in kendi yaşamında ne kadar önemli olduğunu ancak o öldüğünde öğrenir.Mrs Hume Fogg ile Effing arasındaki hatta evdeki denge unsurudur.Effing’in kendi yaşamını anlattığı bölümler okuyucuyu bambaşka dünyalara götürür. Effing’in ölümünden sonra,Effing’in vasiyeti nedeniyle tanıştığı, Effing’in oğlu, çok şişman akademisyen Salamon ile ilişkileri onların yaşamını farklı bir boyuıta taşır. Effing ölünce , Fogg ,Kitty ile Effing’in kendisine verdiği para ile çatı katı bir eve taşınırlar. Kitty ile Fogg’un aşkı Kitty’nin hamile kalması ile sekteye uğrar ve ayrılırlar.Ayrı olmaları aralarındaki manevi bağı koparmaz. Fogg Salomon’un evinde kalmaya başlar.Fogg ve Salamon Effing’in anlattığı hikayelerin izini sürmek üzere seyahate çıkarlar.Fogg bu yolculukta hayatını etkileyen yeni bir gerçeği daha öğrenir. Salomon bu yolculukta düştüğü çukurdan aldığı darbe ile hastaneye kaldırılır .İki ay kadar hastane de kalır sonunda kurtulamaz.Fogg Kitty ile yaptığı telefon görüşmesi ile de ilişkileri hakkında net karara ulaşır.Fogg, Salamon ile çıktığı yola,yolda başına gelen onca şeye rağmen tek başına devam eder. Hayriye Özel --------------------------- Kitabın genel olarak kurgusu çok güzel ve müthiş heyecan duyarak okudum. Seçimi yapan Handan Hanıma teşekkürler. Aslında bir kişinin hikayesi gibi görünmekle birlikte kitabın içerisinde okuyucuyu sıkmayacak şekilde 2 hikayede verilmiş; Bunlardan birincisi Bay Effing'in Batıya seyahati esnasında yaşadıkları, İkincisi de Bay Salomon Barber'in gençliğinde kaleme aldığı "Kepler'in Kanı". Her ikisi de oldukça ilginç ve sıkmadan ve kitaptan uzaklaştırmada okunabiliyor. Kişilerin karakterler tahlilleri çok güzel verilmiş, kitabı okurken tanıdığınız birinden bahsediliyor ve onun bu tepkileri vermesi çok doğal gibi bir hissine kapılıyorsunuz. Olayların birbirinden bağımsız olarak başlaması ve sonrasında daha önceki olaylarla bağlantı kurulması ve hatta birbirlerinin tamamlar parçası olması yazarın ustalığından ziyade, olayları yaşamış izlenimi veriyor. Başta verilen bir ayrıntı (Fogg soy isminin nadir bir isim oluşu, babasının kendisini tanımasında büyük rol oynuyor) kitabın sonlarında akla gelen soruları bertaraf ediyor. Kitabın kendisinde olduğu kadar içinde yer alan diğer hikayelerde de Ay'a çok önemli vurgular yapılıyor.Cennet ile özleştiriliyor, hatta "Kepler'in Kanı" hikayesinde dünyaya gelen yabancıların hareket noktası ay, tıpkı Adem ve Havva'nın cennetten gelişi gibi. Romanın tümünde ahde vefa , sadakat ve iyilik yapma gizliden gizliye işleniyor. - Mr. Fogg'un Dayısına vermiş olduğu kitapları okuyacağı sözünü zor şartlarda bile yerine getirişi, - Mr. Effing'in mağarada soygunculardan elde ettiği parayı seneler sonra ihtiyacı olanlara dağıtması, - Kitty ve Zimmer'in Mr Fogg'u arayışları, - Mr. Fogg'un Effing'in ölümünden sonra verdiği sözleri yerine getirişi, - Mr. Sal Barber'in hiçi görmediği oğluna sahip olduğu malları bırakışı bunlara örnek olabilir. Ayrıca mistik bir şekilde kadercilik ve ilahi adalet mevcut romanda. Farkında olmadan Mr Fogg'u işe alan kişinin dedesi olması, dedesine verdiği sözü yerine getirirken, Mr . Salamon Barber'i hiç görmediği babasına ulaştırdığını sırada kendisi de Babasını buluyor olması oldukça ilginç. Ancak böylelikle de romanda ve kahramanların hayatlarında eksik kalan hususlar tamamlanıveriyor. Bütün karakterlerin hepsi yaşmalarının büyük bölümünde inanılmaz güçlükler yaşıyorlar. Sonrasında ise yaşadıklarından ders alarak hayatlarının geri kalanlarına yön veriyorlar. Bu zorlukları yaşamaları gerektiğini de kendileri de inanıyorlar. Sonrasında olgun bir insan veya sanatçı oluyorlar. Yaşanan zorluklar sonrası Romanın Okyanus kenarında son bulması ben de tasavvuftaki katre ve deniz çağrışım yaptı. Zevkle okuduğum ve çok etkilendiğim bir roman. Romanı tavsiye eden Handan Hanıma bir kez daha teşekkürler. Ahmet Y. --------------------------------------------- Kitabın arka kapağındaki özeti okuyunca hiçbirşey yapmadan parkta yaşamayı seçen , bu eğitimli gence kızmış, beni nasıl bir öykünün beklediğini kestiremeden okumaya başlamıştım. Ama onu tanıyınca sevdim ve artık kızamadım. Her yazarın kitaplarında kendinden bir parça bulunduğuna inanırım ve bu yazarı da mütevazı buldum. Süslü ifadelere yer vermeden sevincini, bir sanat eserinin güzelliğini veya felaketini anlatabilimiş. Karakterler iyi ve kötü tüm özellikleriyle canlandı gözlerimde. Hayat düsturu bellediği düşüncelerini karakterlere usulca söyletmiş. herkesin kendi yaşamının yazarı olduğu, yerçekimine karşı gelebilecek tek gücün sevgi olduğunu, acılı anlarındaki isyanını çok güzel ifade etmiş. Kitabı seçerek beni yazarla tanıştıran Handan Hanım'a teşekkürler...
Evren Elmas |