Berna Moran Üzerine... e-Posta



Türk Romanı ana sorunsalının “Batılılaşma” olduğunu savunan; romanın işlevini, kurgusunu ve karakterlerini önemli ölçüde bu sorunsala dayandıran ve modern edebiyat eleştirileri ile okura yepyeni ufuklar açan Berna Moran
İstanbul Üniversitesi Edebiyat bölümünde başlayan ve bir dönemi Cambridge üniversitesinde olmak kaydıyla devam eden akademik kariyeri profesör ünvanıyla 1981 yılında emekli oluncaya kadar devam etti.

Devamını oku...
 
Yasunari Kawabata Üzerine... e-Posta



"Fumiko’nun telefonda söylediği gibi fincanın beyaz sırı kırmızıya çalıyordu. Bir süre sonra Kukiyi’ye beyazın içinde pembemsi bir renk tonu var gibi geldi.
Fincanın kenarı hafif esmerleşmişti. Bir yerinde de bu esmerlik daha bir koyulaşıyordu. Bayan Oota’nın ağzını dokundurduğu yer hep orası mı olmuştu acaba? Çay orada yer etmişti hafiften,ama belki biraz da dudak ruju yapışmıştı oraya.
Fincanın orası Kikuyi’ye esmerden çok kırmızımsı göründü. Fumiko’nun telefonda söylediği gibi gerçekten de annesinin ruju muydu bu?
Bu esmerimsi kırmızı, sırın incecik çatlaklarına da sinmişti.
Dudakların soluk kırmızısı, solmuş kırmızı bir gülün kırmızısı, - kurumuş kanın kırmızısı gibiydi. Kikuyi böyledüşününce, kalbi çarpmaya başladı. İçine fenalık geliyormuş, aynı zamanda da bir nın etkisiyle bayılacakmış gibi oluyordu.”

 


Melankolik lirisizmin kalemi olarak anılan Kawabata 1968 yılında Nobel edebiyat ödülü ile onurlandırılan ilk Japon yazardır. Eserlerinde bireysel yaşamlar ve kültür içerisinde cinselliğin yerini sıklıkla sorgular. Birçok roman ve yüzden fazla hikayeye imza atmış üretken bir yazar olan Kawabata, yazdığı yüzlerce iki-üç sayfalık kısa hikayeler için “ Sanatımın ruhunu ifade ederler” der bunlara “avuçiçi hikayeler” adını verir.

Osaka’da doğan Kawabata, çok küçük yaşlardan itibaren aile bireylerinin ölümleri ile yoksun bir çocukluk dönemi geçirir ve yalnızlık ile tanışır. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çocukluğunu “ Evsiz veya ailesiz” olarak tanımlayacaktır. Yaşadığı bu ardı arkası kesilmeyen travmatik kayıpların tüm izlerini satır satır öykülerine işlemiştir. 1924 yılında Tokyo İmperial Universitesinden mezun olduktan sonra bir grup arkadaşı ile “Sanatsal Çağ” isimli bir gazete çıkartır ve Yeni-Duyumculuk ( Bütün bilgilerimizin duyumlardan geldiğini ileri süren felsefe) akımının sözcüsü olurlar. Yeni dönem öncü Avrupa Edebiyatı ile ilgilenen Kawabata ayrıca 1926 yılında çekilen Kinuga Teinosuk’nin ekspresyonist-dışavurumcu filmi ( A Page of Madness)’ın senaryosunu yazmıştır.

Kawabata’nın ilk önemli başarısını İzu Dansözü isimli öyküsü ile yakalamıştır. Otobiyografik bir çalışma olan öyküde, ondört yaşında olan bir dansöze karşı delicesine duyduğu aşkı konu etmiştir. Sonu ayrılık ile biten bu aşkın genç kadını, Kawabata’nın birkaç kitabına daha konu olmuştur.

1931 yılında evlenen yazar kış aylarını geçirmek üzere Tokyo’nun güneybatısında bulunan Zushi’ye yerleşir. Ancak ikinci Dünya savaşı patlak verdikten sonra Mançurya’ ya uzun bir seyahate çıkar ve kendini onbirinci yüzyıl Japan Edebiyatı araştırmalarına yönlendirir.

Savaş sonrası en ünlü eseri Kar ülkesi (Yukiguni - The Snow Country 1948) yayınlanır. Orta yaşlarında olan bir estet (Sanatsal ürünler arasında güzeli en üstün, en yüce değer sayan kişi) – Shimamura ile aynı yaşlarda bir geyşe olan Komako’nun hikayesini anlatmaktadır Vaktinin büyük bölümünü dansla ilgili çeviriler ve yazıalr yazarak geçiren Shimamura, her yıl derin bir sessizliğe gömülmek için Tokyo’da bir dağ hanına gitmektedir. Ve her defasında bu inzivaya Komako isimli geyşayı da sürüklemektedir. Ancak aralarındaki bu kısa süreli çıkarcı ilişki yerini tutkulu bir beraberliğe bırakır. Taa ki Shimamura’nın ilgisi bir başkasına kayıncaya kadar.

Birçok önemli eleştirmene göre ise Kawabata’nın en iyi çalışması ise 1954 yılında yayınlanan Dağların sesi Yama-no Oto ( The sound of the Mountains ) isimli kitabıdır. Japon kültüründe insan ilişkilerini ve değer yargılarını anlattığı Shingo isimli bir kahramanın hikayesidir. Bu çalışması ile edebiyat dalında Japon Akademisi ödülüne layık görülmüş ve bence tüm dünyanın dikkatini çekerek kendisine Nobel Ödülüne uzanan yolun belirginleştiği bir açılım olmuştur.
İlerleyen yaşı ile birlikte tüm dünyaca tanınan bir yazara haline gelen Kawabata 1960’larda ABD’lerindeki birçok üniversitede dersler vermiştir. Kawabata 1960’ların sonlarına doğru Japonya’da muhafazakar politik adaylar için Yukio Mishima ve diğer yazar arkadaşları ile birlikte Çin’deki Kültürel Devrimi kınayan bir kampanya yürüttü. Aynı zamanda Japonya PEN başkanı olan yazar, Nobel ödülü kabul konuşmasında, -kendi yazar arkadaşlarını da kapsayan-yazarların kendi hür iradeleri ile intiharı tercih etmelerini kınadı. Ancak ne ilginçtir ki dava arkadaşı Mishima’nın intiharından iki yıl sonra 16 Nisan 1972 yılında Zushi’deki evinde ölü olarak bulundu.

Ölüm sebebi intihar olarak açıklanmıştı.

Eserleri:
- JUROKUSAI NO NIKKI, 1925
- IZU-NO ODORIKO, 1926 - The Izu Dancer and Others (tr. 1964) / The Dancing Girl of Izu and Other Stories (translated by J. Martin Holman, 1997) - films: 1954, dir. by Yoshitaro Nomura, starring Hibari Misora, Akira Ishihama, Azusa Yumi, Akihiko Katayama; 1963, dir. by Katsumi Nishikawa, starring Sayuri Yoshinaga, Hideki Takahashi, Eiji Go,Mitsuo Hamada; 1967, dir. by Hideo Onchi, starring Yôko Naito, Toshio Kurosawa, Tatsuyoshi Ehara, Nobuko Otowa; 1974, dir. by Katsumi Nishikawa, starring Momoe Yamaguchi, Tomokazu Miura
- KANJO SOSHOKU, 1926 [Sentimental Decorsation]
- TENOHIRA NO SHOSETSU, 1926 - Palm-of-the-Hand Stories (trans. Lane Dunlop and J. Martin Holman, 1988) - Kämmenenkokoisia tarinoita (suom. Kai Nieminen, 1998)
- ASAKUSA KURENAIDAN, 1930 - The Scarlet Gang of Asakusa (trans. Alisa Freedman¨, 2005)
- JOJOKA, 1934 [Lyrical Feelings]
- KIN JU, 1935 [Of Birds and Beasts]
- HANA NO WARUTSU, 1936 [The Flower Waltz]
- YUKIGUNI, 1937 (rev. ed., 1948) - Snow Country (translated by Edward G. Seidensticker, 1957) - Lumen maa (suom. Yrjö Kivimies, 1958) - films: 1957, dir. by Shiro Toyoda, starring Ryo Ikebe, Keiko Kishi, Daisuke Kato, Akira Kubo; 1965, dir. by Hideo Ôba, starring Mineko Bandai, Kakuko Chino, Takanobu Hozumi, Kaneko Iwasaki
- AISURU HITOTACHI, 1941 [Lovers]
- BUNSHO, 1942
- UTSUKUSHII TABI, 1947 [Beautiful Travel]
- JUROKUSAI NO NIKKI, 1948
- OTOME NO MINATO, 1948 [Sea-Port with a Girl]
- SHIROI MANGETSU, 1948 [White Full-Moon]
- ZENSHU, 1948-54 (16 vols., rev. ed., 12 vols., 1959-61)
- AISHU, 1949
- ASAKUSA MONOGATARI, 1950
- HOKURO NO TEGAMI, 1950
- MAIHIME, 1951 [The Dancer]
- SENBARAZU, 1949-52 - Thousand Cranes (translated by Edward G. Seidensticker, 1959) - Tuhat kurkea (suom. Eeva-Liisa Manner, 1965) - films: 1953, dir. by Kozaburo Yoshimura, starring Michiyo Kogure, Nobuko Otowa, Haruko Sugimura, Masayuki Mori; 1969, dir. by Yasuzo Masumura, starring Ayako Wakao, Machiko Kyô, Mikijiro Hira, Eiko Azusa
- HI MO STUKI MO, 1953 [Days and Months] - film 1969, dir. by Noboru Nakamura, starring Shima Iwashita, Koji Ishizaka, Masayuki Mori, Jin Nakayama
- SUIGETSU, 1953 [The Moon on the Water]
- SHOSETSU NO KENKYU, 1953
- YAMA-NO OTO, 1949-54 - The Sound of the Mountain (translated by Edward G. Seidensticker, 1970) - Vuoren jyly (suom. Eeva-Liisa Manner, 1973) - film 1954, dir. by Mikio Naruse, starring Setsuko Hara, Sô Yamamura,Ken Uehara, Yôko Sugi
- GO SEI-GEN KIDAN, 1954 - The Master of Go (tr. 1972)
- MIZUUMI, 1955 - The Lake (translated by Reiko Tsukimura, 1974) - film 1970, dir. by Yoshishige Yoshida, starring Mariko Okada, Shinsuke Ashida, Shigeru Tsuyuguchi
- TOKYO NO HITO, 1955 (4 vols.)
- NIJI IKUTABI, 1955
- ONNA DE ARU KOTO, 1956-58 [To Be a Woman]
Who's Who among Japanese Writers, 1957 (with Aono Suekichi)
- FUJI NO HATSUYUKI, 1958 - First Snow on Fuji (translated by Michael Emmerich, 1999)
- KAZE NO ARU MICHI, 1959
- NEMURERU BIJO, 1961 - House of Sleeping Beauties and Other Stories (trans. Edward Seidensticker, 1969) - films: 1968, dir. by Kozaburo Yoshimura, starring Takahiro Tamura, Yoshiko Kayama, Taiji Tonoyama, Sanae Nakahara; 1995, dir. by Hiroto Yokoyama, starring Yoshio Harada, Yuka Ônishi, Kazuko Yoshiyuki; 2006, dir. by Vadim Glowna, starring Vadim Glowna, Angela Winkler, Maximilian Schell, Biro Ünel, Mona Glass
- KOTO, 1961-62 - The Old Capital (trans. J. Martin Holman, 1987) - Kioto (suom. Eeva-Liisa Manner, 1968) - films: 1963, dir. by Noboru Nakamura, starring Shima Iwashita, Hiroyuki Nagato, Seiji Miyaguchi, Teruo Yoshida, Tamotsu Hayakawa; 1980, dir. by Kon Ichikawa, starring Momoe Yamaguchi, Tomokazu Miura, Keiko Kishi
- KAWA NO ARU SHITAMACHI NO HANASHI, 1962
- KATAUDE, 1964 [One Arm]
The Izu Dancer and Others, 1964
- UTSUKUSHISA TO KANASHIMI TO, 1965 - Beauty and Sadness (trans. Howard Hibbett, 1975) - films: 1965, dir. by Masahiro Shinoda, starring Kaoru Yachigusa, Mariko Kaga, Sô Yamamura, Kei Yamamoto; 1985, dir. by Joy Fleury, starring Charlotte Rampling, Myriem Roussel, Andrzej Zulawski, Béatrice Agenin
- RAKKA RYUSUI, 1966
- GEKKA NO MON, 1967
- SAKUHIN SEN, 1968
- SENSHU, 1968 (ed. by Yoshiyuki Junnosuke)
- UTSUKUSHII NIHON NO WATAKUSHI, 1969 (Nobel Prize lecture) - Japan, The Beautiful, and Myself (translated by Edward G. Seidensticker, 1969)
- BI NO SONZAI HAKKEN, 1969 - The Existence and Discovery of Beauty (trans. V.H. Viglielmo, 1969)
- ZENSHU, 1969-74 (19 vols.)
- SHOSETSU NYUMON, 1970
- TAMPOPO, 1972 [Dandelion]
The Tale of the Bamboo Cutter, 1998 (trans. Donald Keene)

Kaynaklar:

http://kirjasto.sci.fi/
http://nobelprize.org/

 
Su TONG Üzerine... e-Posta



1963 yılında Suzhou kentinde doğan Su Tong, yeni dönem Çin yazararı arasında üretken ve kışkırtıcı eserleri ile haklı bir ayrıcalık kazanıyor. Esasında Su Tong'un dünya çapında bir üne kavuşmasında sinemanın önemli bir etkisi var. 1993 yılında yönetmen Zhang Yimou'nun Bafta Ödüllü ve Oscar adayı "Raise the Red Lattern" filmi, Su Tong'un "Wives and Concubines" isimli eserinden uyarlanmıştır.

Su Tong için uluslararası kritik kanallarında,"-moda- peşinde koşar, ancak -geleneği- de sever, özellikle Çin'in tarihsel olaylarını araştırmaya düşkündür." tanımlaması yapılmakatadır ki bizler ne yazık ki türk okurları olarak bu tespite katılıp katılamayacağımızı söyleyebilecek kadar çok Su Tong kitabı okuyamadık.  Çünkü Türkçe okuru ile buluşması ne yazık ki sadece iki eseri ile gerçekleşmiştir. Bunlardan biri, bu ay Thyke 3 olarak okuduğumuz "Pirinç" isimli kitabı; diğeri ise hangi akla hizmetle bu başlık uygun görüldüyse "İp cambazı İmparator" isimli eseridir.

Su Tong'un bu iki kitabını okuduktan sonra kendisinin kadınları hikayelerinde ana karakter olarak kullanmasa dahi çok daha çarpıcı bir şekilde işlediğini hissettim. Rahatsız edici ancak bir o kadar da incelikli bir yazım tarzı var. Özellikle gelenekçi yazım tarzını Kavabata'nın sabırlı ve dingin satırlarına benzettim.

Su Tong, 1980 yılında Beijing Pedagoji Üniversitesi Çin Edebiyatı Bölümü'nü bitirmiş ve 1983 yılında roman yazmaya başlamış, 1984'te Nanjing kentine giderek "Zhongshan" dergisinde editör olarak çalışmış ve şu anda Çin Yazarlar Derneği Jiangsu Şubesi'nde profesyonel yazarlık yapıyor. Yedi kısa roman derlemesi ve iki uzun roman bulunuyor. 1987 yılında yayımlanan "1934 Yılındaki Kaçış" adlı roman, Su Tong'a hayli ün kazanmış.

Su Tong'un Pirinç isimli kitabını okuduktan sonra öyle şiddetli bir tiksinti ve bitmek bilmeyen bir lanet korkusu üzerime sindi ki; yazarın kendi ülkesinde bu kitabı yazdıktan sonra nasıl değerlendirildiğini çok merak ettim. Kısa bir araştırma yaptım ve gördüm ki her yer Türkiye'ye benzemiyor. Yazar oldukça popüler; en son Man Asian Literary Prize (2009) ile ödüllendirilmiş. Esasında yazarın Türkçeye çevrilmemiş olan kitapları çok daha büyük kitleler tarafında dünya çapında beğeni ve takdir kazanmış.

Örneğin Binu- The Myth of the Meng Jiang Nu isimli kitabı -ki konusu mitolojik bir hikayeye dayanmakta imiş- yüzbinin üzerinde baskı yapmış ve tam onbeş ülkede satışa çıkmış. Binu, gözyaşları ile Çin Seddi'ni yıkan kızın mitolojik hikayesi olarak anılıyor.

Ayrıca bir diğer bol ödüllü kitabı "Boat to Redemption" ise Parti tarafından sürgüne gönderilen Sekreter Ku'nun bir nevi Nuh'un gemisi ile yaptığı yolculuğu anlatmakta imiş.

Çok kötü bir isim tercümesi ile Türkçe'ye çevrilen bir diğer eseri ise "İp cambazı İmparator". Orjinal adı "İmparator olarak hayatım" olması gerekirken birden güzelim kitaba hafif başlıkla andıran Truva yayınlarına teessuflerimi sunuyorum. Tıpkı Fatih Akın'ın son filmi "Soul Kitchen"'a "Mutfağa ruhunu kat" gibi saçma sapan bir isim veren bu anlayışı aklım dimağım almıyor. Herneyse "İp cambazı İmparator" bir çocuğun imparator olarak seçilmesive yaşadıkalrı ile yoğrulması, biçim değiştirmesi ve içsel yolculuğunu anlatıyor. Evet sonunda ip cambazı oluyor ama hikaye bu noktaya gelinceye kadar nitelikli sorgulamalar yapıyor. Ülkesini yönetemeyen bir imparatorun dibe vuruş ve aynı zamanda ve aynı zamanda benliğini kazanış öyküsüne ortak oluyorsunuz.

Pirinç ise çok daha farklı ve rahatsız edici bir noktada duruyor. 1930'lu yıllarda sefalet içindeki insanların yaşantılarına, lanetli bir aileye ve benimiçin gelmiş geçmiş en kuvvetli nefret duygusuna sahip Beş Ejder'in hikayesini okuyorsunuz. Evet çok rahatsız edici, hatta mide bulandırıcı birçok bölüm var kitapta. Ancak bunun yazıya dökülüşünü takdir etmemek mümkün değil. Yazar karakterini biçimlendirirken temel aldığı ve "kötülük" başlığı altında toplanabilecek tüm duygu ve davranış biçimlerini öylesine büyük bir başarı ile işliyor ki; bir süre sonra diğer karakterlerinde esasında Beş Ejder'den aşağı kalır bir yanlarıolmadığını kabulleniyor insan.

Bu arada Can yayınlarının, "Pirinç" için yaptığı kitap arkası tanıtımını eleştirmek isterim ki; bunu okuyan kitabın Çin ekonomisinde Pirincin yeri ve halk arasındaki anlamı gibi sosyoekonomik anlamını ifade eden bir literatür yayını mı yoksa ucuz bir roman mı okuyacağına karar veremez hale gelmektedir. Hayatta en nefret ettiğim en katlanamadığım şey bir işi "yapmış olmak için yapmak"tır.

Uzun lafın son sözü, Su Tong ilginç bir yazar; daha çok kitabını okumak istiyorum.

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 4