|

Yazım hataları ve Türkçe'nin doğru düzgün kullanılması ile ilgili serüvenimiz devam ediyor. Ne yazık ki dil için verdiğimiz bu savaşta, düşman ordusu daha kalabalık gibi görünüyor. BU hafta "aşevlerindeki" "yemek listelerinden" bahsetmek istiyorum. Şimdi ben "aşevi", "yemek listesi" deyince herkese bir garip gelmiş olabilir, bana da garip geliyor. Aslında pekala,
"Restoranlardaki menüler" diyebilirdim. Ya da "Lokantalardaki menüler"...
Bu daha kabul gören ve yadırganmayan bir kullanım olabilirdi. Restoran, Fransızca kökenli olup "restaurant" kelimesinden Türkçe'ye girmiştir, Lokanta ise İtalyanca kökenli olup "locanda" kelimesinden Türkçeye girmiştir. Menü de yine Fransızca kökenli "menu" kelimesinden neredeyse birebir kopyadır... Herneyse benim bugün bahsetmek istediğim kelimelerin kendisi ya da genel kabul görmüş bu kelimeler değil (bundan böyle "lokanta" ve "menü" kelimelerini kullanacağım.), asıl üzerinde durmak istediğim birinci sınıf lokantadan, üçüncü sınıf lokantaya kadar, lokantalarda menülerde kullanılan yemek isimleri. Maalesef, bu konuda da özentilik yapmaya devam ediyoruz ve bize ait olmayan kavramları kullanmakta, cahilce ısrarcı oluyoruz ve ortaya saçma sapan sonuçlar çıkıyor:
Lokantalar içerisinde en samimi ve bozulmamış olanı esnaf lokantalarıdır. Buralarda genelde menü yoktur. Zaten yemekleri görürsünüz ve gördüğünüz yemekler arasından seçim yaparsınız ya da garson (Fransızcadan Türkçeye girme...) size yemekleri sayar. Bu yemekler genelde: mercimek çorbası, orman kebabı, tas kebabı, haşlama vs... diye devam eder. Esnaf lokantalarının hakkını teslim ettikten sonra gelelim diğer lokantalara. Bunlar biraz önce de bahsettiğim gibi, birinci sınıftan başlayarak aşağı doğru gider. Bunların hemen hepsinde mutlaka yabancı isimli, ismi yanlış yazılmış bir kısım yemeklere rastlanabilir.
Bazı lokantalarda da yalnızca yabancı isimler bulunur. Diyebilirsiniz ki, "iyi hoş, bunda ne zarar var?". Bu soruyu soruyorsanız bu köşeyi ve burada yazdıklarımın hiçbirini okumayın, benim buradaki derdim bu yabancı kullanımlar, bunların kültürü, yaşam kalitesini, dili bozması. Üstelik, bu yanlış yazımlar aynı zamanda başka bir felaketin de habercisi: yemeğin adını doğru düzgün yazamayan bir lokantada yemeğin doğru düzgün gelmesini beklemeyin!
Şimdi birkaç örnekle durumu ifade etmeye çalışalım:
Geçenlerde başımdan şöyle bir olay geçti. İsmi lazım olmayan bir lokantada öğle yemeği yemek üzere oturdum. Menüyü elime aldım, ana yemekler kısmına göz atıyorum. Bir de ne göreyim, bazı yemeklerin Türkçesi YOK!!! Lokanta yabancı bir zincirin Türkiye şubesi değil. (Olsa ne fark eder, o da ayrı bir konu ya!) Bağrıma taş basıp, yemekler arasından bir seçim yaptım: "Stir fried beef" (okunuşu: stûr fr d b f). Garson seçimleri almak üzere geldiğinde kara komedi başladı:
- Buyrun ne istemiştiniz? - Ben bir tane "stûr frd bf" alayım lütfen. - Pardon? - stûr fr d b f
- ?!!!... (sessizlik) (Parmağımla menüde gösteriyorum, garson devam ediyor) - stir friid bif. - !?!? (bu defa ben şaşırıyorum)
Şimdi, gel de sinirlenme. Müşteri, İngilizce bilmiyorsa menüyü okuyamayacak, menüyü okusa ve söylese garson anlayamayacaksa neden burası hizmet veren bir müessese? Yemek yemek bu kadar zor olmamalı.
Gelelim başka örneklere; menülerde karşılaşacabileceğiniz diğer bir yanlış kullanım menü kelimesinin yanlış yazımları: mönü, menu (u ile)... Menünün kapağını çeviriyoruz:
"Soup of the day" ? Bu ne yeni bir yemek türü mü? Hayır, günün çorbası...Sonra garson sorar: "starter" olarak ne alırsınız? Aslında "başlangıç" dese ağzına yapışacağı için o kelime, müessesenin itibarı zedelenir.
Bir başka tecrübemi paylaşayım isterim:
Lokantada menüyü inceliyorum. Yine İngilizce yazımlar... Fish&chips... Yani Türkçesi Balık-patates. Garson geliyor, buyrun sofraya:
- Buyrun ne istemiştiniz? - Ben bir tane balık patates alayım lütfen. - Fish and chips (Garsonum Türkçe aksanla konuşan bir İngiliz sanırım...) - Evet Balık - patates lütfen. - Peki, fish and chips. - !?!? (ben yine şaşırıyorum)
Menülerdeki yolculuğumuza devam ediyoruz. Bu defa, yemek yedikten sonra canım kahve çekiyor ve yolum binbir çeşit kahve bulabileceğim meşhur kahvecilerden birine düşüyor. Sıraya giriyorum ve ister istemez konuşmalara kulak misafiri oluyorum:
- Cafe latte, extra hot, extra milk lütfeEEEn! Ahmet Bey... - Kahveniz tol mu olsun smol mu? - Hemen geliyor, karamel latte, extra kold!
Sonra etrafıma bakınıyorum, "coffee of the day", "pleasureful coffee", "taste this" vs vs... Herhalde diyorum Stiir frid bifi fazla kaçırdım. Stomak ağrısı yaptı, o da kafama vurdu, kendimi yu es eyde sanıyorum...
Sorarım size ey güzel insanlar, niçin Türkçe'yi kullanmıyoruz, neden hakkını vermiyoruz? Neden dilimizi düşüncesizce tüketiyoruz. Neden bu aşağılık duygusu. Bu kadar mı ciğersiz, bu kadar mı omurgasız olmalı bu hayat! |