Kitabı Korumak e-Posta

james roberts brown 1892










 


Elinize bir kitap aldınız. Yeni alınmış izlenimi veriyor. Sayfaları yelpazelendirdiniz. İçinde bilmediğim ne bilgiler var, görmediğim yerler, yaşamadığım duyguların tarifi var dediniz. Mis gibi mürekkep kokuyor. Belli okunmuş kitap. Kapağı hafif ayrık duruyor ama kitap sahibi okumayı çok seviyor olmalı ki yeni gibi. Kapağı açtınız. İlk sayfada adı yazılıdır hatta tarih ve yer de yazılıdır diye düşünürken birden karşınızda kitap sahibini gördünüz.  Çünkü ilk sayfada kitap sahibinin karakterini tarifleyen ekslibrisi ile karşılaştınız. Kirpi

 

Eminim çok sevdiğiniz kitaplarınız vardır. Benim var. Çok sevdiğim kitaplarım herkesle paylaşmak istediğim, hem de kaybolma endişesi taşıdığım. Tutunamayan’larım vardı mesela. Oğuz Atay’ın. O kadar severdim ki o kitabı karikatürist bir arkadaşıma okunmuşluğunu hissettirsin diye ilk sayfasına karikatür bile çizdirmiştim. Ama ne yazık ki kitabın kime ait olduğu yazılı değildi. İşte o kitap elden ele derken kayboldu gitti. O zamanlar ekslibrisin ne olduğunu bilmiyordum. Öğrendiğim zaman kaybolup giden kitaplarım geldi aklıma.

 

FussellEkslibris dil sanatları ile görsel sanatları arasında kurulacak bağa ilüstrasyonlar kadar güzel bir örnek. Bazen kitabın ilk sayfasına bazen de son sayfasına uygulanan kitabın sahibinin belirtildiği grafik çizimlerdir. Bu iz kitap sahibinin kişiliğini yansıtır. Bazen sanat eseri diyebileceğimiz tasarım ve ifade gücüne sahipken bazen sadece kitap sahibinin adının başharflerini içerir.


Latince –in kitaplarından –in kütüphanesinden anlamını taşır. Ekslibris’in ilk kullanım örneği taaa Mısır uygarlığına dayanıyor. MÖ.13. yüzyılda fayans üzerine yapılmış, papirüs levhalarını koruyan sandığın üzerin takılmış. Matbanın icadı ile ekslibris ihtiyacı daha fazla hissedilir olmuş. Günümüzdeki gibi kullanımı ise 15.yy da görülmeye başlanmış. Kirpi lakaplı bir rahip ilk defa kitaplığındaki kitaplara ağzında çiçek tutan kirpi şeklinde ekslibris uygulamıştır. Picasso, Klee, Munch ve Hasip Pektaş gibi pek çok sanatçı da bu konuda eserler vermiştir.

 

Kitapları korumak için sadece ekslibrisler kullanılmamış. 18-19. yüzyılları arasında özellikle Amerika’da kitapların çalınmasını engellemek için kitabın ilk yada son sayfasına  kısa şiir yada tekerleme yazılmış.

If this book you steal away,

What will you say

On Judgment Day?

(Eğer bu kitabı çalarsan kıyamet günü ne cevap vereceksin?) Yada

            Everytown is my dwelling-place

America is my nation

John Smith is my name

(Heryer benim meskenim, Amerika memleketim, John Smittir benim ismim)  gibi...

Ancak ekslibrisler baskın çıktığı için bu uygulama zamanla ortadan kalkmış.

 Ya Kebikec Ya Hafız

Bizim kültürümüzde de kitapların zarar görme endişesi var. Ancak endişemiz kitabın kaybolması değil. Kitap kurtları. (Okuma yazma oranının düşüklüğünden mi kaynaklanıyor yoksa halkımızın eli bolluğundan mı bilemiyorum.)  Kitap kurtlarından yada güvelerden koruyabilmek için kitabın en başına “Ya Kebikec” yazılırmış. Kebikec böceklere, kurtlara hükmeden cinin adıymış. Hatta “Ya Hafız” da eklenirmiş Ya Kebikec yazısına. Hafız Allah’ın isimlerinden biriymiş. Koruyan kollayan demekmiş.  Bazı kitaplarda “Ya Kebikec ihfazu’l varak!”, “Ey Kebikec, kağıdı koru!” anlamına gelen örneği de görülmüş. İşin aslı bu yazılar kitaba, özel bir mürekkeple yazılırmış. Kurtları uzak tutan da mürekkebin kokusuymuş.

 

Kitaplar öyle değerli ki her kültürde her yüzyılda korumak için çaba sarfedilmiş.  

 

Meraklısına not: İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi’nin içinde ekslibris koleksiyonu görülebilir. (Ünalan Mahallesi Keban Cad. No:20 Üsküdar İstanbul 216-470 9292)

 

Kaynak: www.wikipedia.com, www.lebriz.com

 
“İsimsiz” eserler e-Posta

Chillida Ruzgar Taragi










Merhaba;

 

Bir kitap fuarını daha kapattık. 19. İstanbul Sanat Fuarı da (Artist 2009)  beraberinde kapandı. Fuara son gün (8 Kasım Pazar) gidebildim. Son gün de tahmin edilebileceği gibi çok kalabalıktı. Kaç kere Thyke standına uğrayıp dinlenip fuarı gezmeye devam ettim bilmiyorum.


Başka ülkelerde nasıldır bilmiyorum ama ben bizim kitap fuarını seviyorum. Artist fuarıyla beraber yapılıyor olması çok doğru bir uygulama bence. Bu sayede kitap fuarını ziyeret edenler sanat fuarını, sanat fuarına gelenler kitap fuarını geziyor. Bir iyi yanı daha var. Beylikdüzü’ne gitmek için tekrar tekrar o trafik çekilmek zorunda kalınmıyor.

 I.Okan agalarn agir agir actigit yolda kaygilar gezinir

Artist 2009 galerilerin seçme eserlerinden toparlanan büyük bir sergi gibiydi. Bu sene sanat hayatının 50.yılı nedeniyle Muhsin Kut  (Ressamlığa karikatür çizerek başlamış) ve Bedri Rahmi Eyuboğlu Artist fuarının sanatçılarıydı. Eyuboğlu’nun eserleri ile bazı şiirleri yanyana asılmıştı. Bazı şiirleri de aynı zamanda okunmaktaydı ki sanatı tam anlaşılsın.

 

Sergiye katılan galerilerden biri Evin Sanat Galerisi’ydi. İrfan Okan’ın eserlerini o bölümde gördüm . İlk girişte karşıma bir orman manzarası çıktı. Ormanın içinde bir adam arkası dönük. Kollarını iki yana açmış, başını göğe doğru yükseltmiş ormana doğru bağırıyor sanki. İsyan ediyor. Resmi görünce sevmiştim. Adını okumak için eğildim. Ama çarpıldığım an o andır. Resmin adı “haykırsan seni arafta unutan yalnızlığa”. Edebiyatın görsel sanatlara olan katkısına daha sade bir örnek olabilir mi?

Aynı bu durumu Chillida’nın heykellerini gördüğümde de demiştim. Kara denize doğru burnunu uzatmış, “ben mi sen mi?” diye iddiaya girmiş, rüzgarın da denizden yana olduğu bir burun da bulunan heykeller. Elbetteki heykeller de karadan yana. Demirden yapılmışlar. Denizin rutubetinden paslanmışlar ama hala gücü üzerine basa basa görebiliyorsunuz. Dimdik ayaktalar... Yanlış oldu. Dimdik değilller.  Eğri büğrüler. Kayaların üzerinde 3 tane iç içe geçmiş hafif kartal pençesini, hafif kerpeteni andıran heykeller. Fotoğraflarını görmüş ama asıl adlarını duyunca anlamıştım. Sonra gün geldi yerlerinde gittim, gördüm, dokundum, havasını içime çektimE.Smith Cennet Bahcesine Yuruyus yani yaşadım. “Rüzgar Tarağı” ( Wind Comb, 1977). Fotoğraflarda rüzgarı hissedemiyorsunuz. Ama adını duyunca, okuyunca yaşanır kılınıyor eserler...

Bir de Eugene Smith var. Fotoğraf sanatçısı. Hatta eserler verdiği sanat dalının en ünlü fotoğraflarından birini çekmiş bile diyebiliriz. Fotoğrafı tek başına görsem çok anlam ifade etmeyebilirdi benim için. El ele tutuşmuş iki çocuk, karanlık çalılıktan aydınlık bir bahçeye geçerken görüntülenmiş. Ama fotoğrafın adı “Cennet Bahçesine Yürüyüş  (The Walk to Paradise Garden, 1946) olunca ne çok şey değişiyor...

Öyle çok “isimsiz” eser var ki... Kaybolup gidiyorlar... Kimi de böyle güçlü isimlerle adını sonsuzluğa yazıyor.


Sanat bütün olmalı. Yansıtmak istediği duyguları yansıtabilmeli. Görerek, duyarak, okuyarak, tam olarak. 

 
Gökkuşağı e-Posta

Merhaba;

İki haftada bir artık ben de varım.

Aslında ben buraların yabancısıyım. Elimden geldiği kadar ve/veya elime geldiği gibi okurum. Ama ilk defa köprünün karşı tarafında, “yazan” tarafındayım. Bu yüzden sizinle olabilmek için çok uğraşıp uzun uzun düşüneceğim. Bazen iki hafta ne kadar kısa bir zaman diye de hayıflanacağım. Eminim bana ayrılan yeri de çok seveceğim için iki hafta ne kadar uzunmuş da diyeceğim... Bazen sayfalarca yazıp okunmamasına neden olacağım yada birkaç cümle ile kısa ve öz anlatıp anlaşıldığımı sanacağım. Ama zaman içinde ilerleyeceğim. (Öyle umuyorum... :)

Neyse ki şanslıyım. Konularım sadece ve büyüteç altına yatırılan kitaplar olmayacak. Ben hedefe (kitaplara) açılı duran aynalarda ışığın bir o köşe bir bu köşeye çarpması gibi tali şekilde yaklaşacağım yada aynı sitede yer alan köşemin adı gibi. Gün gelecek beyaz ışığı –kitapları- prizmadan geçirip hayatı gökkuşağı gibi renk renk göreceğiz, gün gelecek hayatın renklerinden ondan bundan az az biraraya getirip tek noktaya kitaplara toplamaya çalışacağım. Yazılarım gün gelecek bazen tek renk beyaza dönemeyecek bulamaç gibi garip bir kahverengi olacak, sürçü lisan edeceğim yani, bazen de gökkuşağını bulacaksınız okuduklarınızda... Yani demem o ki kitaplar dil sanatıysa bunu diğer sanatlarla birleştirmeye çalışacağım.

İki hafta sonra görüşmek dileğiyle...

 

 

 

 
Şiir ve Şair e-Posta

Okyanusun kabasını alırken boğulmak…

Dün akşam bir dostumla konuşurken hayat içinde kazandığı görevden dert  yandı… Eve dönüş yolunda uzunca bir süre düşündüm.

Ben ki bazı şeyleri bilmekten bile pişmanken şiir yazmaktan ve şairlik denemelerinden pişman mıydım?

Sonra her gözleri bağlı sorgu gibi en başa kadar döndük.

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 5