| Serhan Atay: 'Beyaz Dag' bir Avrupa ve 20. yüzyıl sorgulamasi gibiydi. Hepimizin bildigi gibi ardimizda kalan 20.yy Avrupa’da acilarla yuklu , kitle katliamlarının yapildigi, fasizmin yasandigi, iki dunya savasinin goruldugu bir yy. olmuştur. Tum bunlar dehset verici ve insanın icindeki kotulukten türeyen seylerdi. Ve tüm bunlarin üzerinden uzun sure gecmedi. Bunlara tanik olan insanlarin cogunlugu hayatta.Bunlardan biri de kitabin yazari zaten. Aynı zamanda 20. yüzyıl, öteki yüzyılların tamamından daha fazla özgürlük arayan ve isteyen bir dönemdi. Kitapta bana en cok yazarin tarzi farkli geldi. Yazar Avrupa’yi Avrupa yapan bir takim kulturel olgulardan (yazarlar, ressamlar, tiyatro yonetmenleri, kitaplar, resimler, tarihi binalar ) bahsederken okuyucunun bunları zaten bildigini varsayıyor. Veya bunlar cok kolay ulasilabilir bilgiler oldugu icin , okuyucunun ulasmasini istiyor. Cok zor okunan, cok fazla insan, mekan ve sanat eserinden bahseden bir kitap olmasina ragmen ; insani arastirmaya, bildiklerini gozden gecirmeye ve Avrupa’da yasananlari kulturel ve sanatsal acidan yorumlamaya iten bir roman. Kitabin kapak tasirimini ise hic begenmedim. Kitabin icerigiyle hic ortusmuyordu. Kitapta bahsedilen tablolardan biri kapak olabilirdi. Beni etkileyen ve alinti yaptigim bir cok yeri oldu ama cok keyifle okudugum soylenemez. Buna ragmen uzerinde konusacak cok sey buldum. Konustuk ta... Beni etkileyen bölümlerden bir kacini paylasmak istiyorum. • Kepela ;Hayatta her sey edepsizcedir. Insanin edepli, masum ve onurlu bir tavir içinde olabildigi yegane barınaklar ana bagri ve tabuttur; onların dışında her şey edepsizcedir! Edepsizliğin daniskası, hayatın edepsizliğini cogaltip yucelttigi icin kuskusuz edebiyattir. • Insan siddetli ve gelip gecici bir duygudur yalnızca. Cok gelip gecici ama oylesine siddetli bir duygu ki her şeye damgasını vurur. • Juan’in toplama kampından çıktıktan sonraki düsünceleri; bu deneyimin dile getirilemeyecegi, her şeyin söylenemeyecegi dogru degil diye dusunuyordu. Sorun baska yerde: her seyi anlatmanin imkansız olmasinda, geride her zaman soylenecek bir seyin, baska bir seyin kalmasinda. Her sey soylenebilir, ama bu sonu olmayan bir ugraş, sonu gelmez bir anlati. Bir anlati sonsuza kadar surmez diyelim, sozler biter diyelim, ama her sey dinlenebilir mi, her sey anlasilabilir mi? • Benim yukum olen duman olup giden butun arkadaslarimin agirligiı. Benim yukum kendi dumanimin son derece hafif, son derece agir yuku Yukum manzaraya yayilan o kokunun ele gelmeyen agirligi. • Kepela: Bu kadar ucuz bir sahneyi kimse kurgulayamaz, yalnızca hayat buna curet edebilir. • Moda olmuş insanlarla görüşmezdi, ama gerçek yeteneklerle, parlak ve tartışma götürmez değerleriyle ancak yirmi yıl sonra moda olabilecek insanlarlaydı onun işi. Önseziye dayanan züppelik işte.. • Tramway biletçisi, bahçıvan, çöpçü ya da kendisi gibi ocakçı olmuş oyuncular, yazarlar, gazeteciler, filozoflar... • Kepela’nin babasininin cocuguna okumasi icin onerdigi 6 kitap referans olarak alinabilir. • STERNE Tristram Shandly Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri. • Gustave Flaubert , Gönül ki Yetişmekte • DOSTOYEVSKİ, Ecinniler • FRANZ KAFKA, Bir Köy Hekimi • CERVANTES, Don Quijote (ütopyanın romanı ve romanın ütopyası) bunu iki kez sayiyor basta ve sonda. Reyhan Karahasan; Bence bu kitap ara vermeden okunmali. Aksi durumda geri donusler yapmak zorunda kaliniyor. İsimlerin, mekanlarin cok fazla olması, geri donuslerin cok olması okurken insani zorluyor. Aydin insanlara (yazarlar, filozoflar, sanatcilar) copculum, bekcilik, kazancilik gibi isler yaptirilmasi ama onlarin her sartta kendilerine cikis yolu bulabilmeleri beni etkiledi. Bu roman sinemaya uyarlansa cok daha anlasilabilir ve etkileyici olurdu diye dusunuyorum. Zor okunan farkli bir kitap. Ufuk Pinaroglu; Ben de kitabin zor okunan bir kitap oldugunu dusunuyorum. Bir tiyatro eseri olarak izlemeyi tercih ederdim. Nasil Avrupali’lar bizim tarihimizle ilgili bir cok ismin, mekanin, eserin gectigi bir kitabi okumakta zorlanirsa biz de ayni sekilde Avrupa ile ilgili bu kitabi okurken zorlandik. Bir Avrupali okuyucunun zaten kitapta bahsedilenlerin icinde yasadigini ve daha kolay anlayacagini dusunuyorum. Yazarin diger kitaplarinin daha kolay anlasilabilir olacagini dusunuyorum, en azindan arastiracagim. Beni etkileyen tiyatro ile ilgili bolumu sizlerle paylasmak istiyorum; “Tiyatro bos bir mekandir. Orada soylemler dile getirilir,sekillenir. Kimi sxzaman da donup kalir. O zaman kelam ete kemige ete kemige burunmez, yag haline gelir. Tumturakli sozlerden olusan bir selülittir. Ya da kursuden verilen bir vaaz olur. Pedagojik laf salatasi olur. Her ne olursa olsun biza bos bir mekan gerekir, kof olmayan sozcukler. Bir de yorumcularin bedenleri, elleri , sesleri. En soylu tarim budur; yorumcular. Var olmadiklari surece hic bir anlam tasimayan bir soylemin aracilari. Oyuncular ders degil yon verirler. Tiyatronun buyusu budur; her seye donusen o nefes, o kelam, o bosluk, o hiclik. Bizi hosnut etmekten hosnut olan o hiclik. Cunku biz ister istemez orada, alacakaranlikta oturan seyircleriz. Kimi zaman coskuya kapiliriz. Ama ister istemez edilgeniz, tanimimiz geregi edilgeniz. Ozumuzde var edilgenlik. Gosteri sirasinda seyircinin girisebilecegi tek hakli eylem ruhsaldir, imgeseldir. Seyircinin devinmesi, fiziksel caba gostermesi, bugunku aptalca deyisle, oyuna katilmasi, oyuncuya donusmesi gerekiyorsa, her sey saptirilmis olur, buyu bozulur. Ama moda boyleymis, gecmis olsun tiyatroya. Sanki oradasiniz, olayin, dramin icinde. Ama isin puf noktasi, biz orada degiliz, asla olamayiz, biz yokuz, metafizik olarak yokuz. Tiyatroda oyuncu seyirci bulusmasi, ki celiski bu noktadadir, yalnizca yoklukla iliskilidir., bu tutku dolu bir edilgenliktir. Onu ortadan kaldiracak olursak tiyatro baska seye donusur; torene, panayira, toplu jimnastige, halk meclisine, davaya, herhangi baska bir seye...” Neşe Şen; Kitap beni okurken zorladi. Bazi seyleri okuyucuya fazla birakmis. Bir yandan okurken bir yandan arastirmayi gerektiriyor. Bu da cok zaman alici bir is. Keyif alarak okunan bir kitap degildi. Ama burada konustuklarimizdan sonra bitirmeye karar verdim. Aslinda kitabin girisindeki “Kadinlar sevdali, erkekler yalnizdir” cümlesinden sonra gerisi bu kadar carpici gelmedi. • Altini cizdigim bir kac yeri sizlerle paylasmak istiyorum; “bakislarinizdaki isigi kisin, gozlerimizi kamastiriyorsunuz” • “Isiltisiyla her seyde iz birakan bir kadin, piriltisiyla karartan .Yoklugu dunyayi kaygi ve umutla var eden bir kadin”. Mualla Sipahioglu; Ilk 60 sayfayi en az on kere geri donerek okudum. Zevk almadim ve genel olarak kadin karakterlerin asagilandigini dusunuyorum. Bu durum feminist bir durusum oldugu icin degil de, bir kadin, bir insan oldugum icin bana dokundu. Bizim kulturumuze, gecmisimize ait degil, bu nedenle okumakta gucluk cektim, bazi seyler havada kaldi. Kendi gecmisimizle ilgili ve bize ait seyler nasil Avrupalilar icin havada kalirsa bu da benim icin oyle oldu. Sizlerin ne dusundugunuzu, neler hissettiginizi ogrenmek icin ozellikle bu toplantiyi hic kacirmak istemedim. Firdevs Sukmenyildiz; Kitap kurgu olarak cok zor. Cok kisa surede okudum ve sevdim. Kitapta adi gecen Dostoyevski, Kafka, Flaubert ve Kleinst ile ilgili biyografik kitaplar okudum. Dostoyevski’nin İnsanciklar ve Kafka’nin Bir Koy Hekimi kitaplarini okudum. 5- 6 Kitap dah satin aldim ve genc yasta okudugum klasikleri tekrar etmeye basladim. Zor ama arastirmaya goturuyor ve baska kitaplar okutuyor. Sadece bunu sagladigi icin bile benim icin iyi bir kitap. Hatta Dostoyeski okurken Oğuz Atay karsilaskirmasi yaptim. Romandaki karakterlerin Dostoyevski ve Kafka’yi cagristirdigini dusunuyorum. Bir de kitaptaki ‘Fransiz Murebbiyesi’ kavrami ilgili cekti. Bu kavramin sadece bizim son Osmanli Donemimize ait oldugunu saniyordum ama Avrupa’nin diger ulkelerinde de Fransiz Murebbiyesi kavraminin oldugunu ogrenmis oldum. Kafka icin yapilan escinsel soylentilerine karsi onun Fransiz Murebbiye ile buyudugu, kendi cinsine egilim duymayacagi tezi ortaya atiliyordu. Kitabin sonundaki intihar olayini da kafamda cok sorguladim ve Juan karakterinin toplama kamplari ile ilgili tramvatik durumu asamadigini dusundum. İntihari kisilere ve onlarin icinde bulunduklari duruma gore degerlendirmek gerektigini anladim. Bu hakkın insanin elinde olup olmadigi o duruma gore degerlendirilmeli diye dusunuyorum. Arzu Alpaydın; Aynı zamanda genç grubun toplantılarına da katıldığım için kitabı bitiremedim. Ama kesinlikle okuyacağım. |