arrowAnasayfa arrow Kitaplık arrow Eksik Taşlar Cumartesi, 11 Ekim 2008  
 
Thyke Ana Sayfa
Thyke Etkinlik Takvimi
« < Ekim 2008 > »
P P S Ç P C C
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1
Thyke Etkinlikleri
Etkinlik yok

Eksik Taşlar E-posta
Yazar :Yiğit Bener

Çeviri: ----

Thyke Küme: Thyke - 4

Sample Image

Yayınevi : Yky
Kitap Sahibi :
Toplantı Tarihi :
Toplantı Yeri :                        

Kitaptan : Toplantı Notları:

Neşe Şen:

 12 Eylül sonrası bireylerin ödediği bedelleri anlatıyor. Siyasetin içinde olalım olmayalım yakın geçmişimizde yaşadığımız bir dönem irdeleniyor . Bir baba oğulun yaşamı üzerinden o dönemle bugün arasındaki farklar, Avrupa’nın bize, bizim Avrupa’ya bakışımız, kuşakların birbirlerin sorunlarından habersizliği çok güzel anlatılmış.
O dönemin insanlarına ve daha sonraki kuşaklara baktığımda çok farklar görüyorum. Ben de 1980’den sonra çocuk yetiştirdim. Genel olarak yeni yetişen kuşakların daha cahil, bencil, sığ, kolaycı ve tüketime yönelik olduklarını söyleyebilirim. Bu 1980’den sonra belki de yaratılmak istenen bir ortamdı.

Ece Artun;

 Ben de 68 kuşağıyım, çok ama çok acı günlerin yaşandığına şahit oldum. Ben kitabı okurken çok etkilendim, çok beğendim, kendi gençlik yıllarım gözümün önüne geldi.
Ben kitaba iki konudan yaklaştım.Birincisi artık büyük davalar, büyük mücadeleler ve büyük ütopyaların olmaması. Mevcut sosyal mücadelelerin artık dünyayı değiştirmeyi, yeni haklar kazanmayı, özgürlüklerin sınırlarını genişletmeyi hedeflememesi, sadece durumun daha da kötüye gitmesini engellemeye yönelik, savunma çizgisinde olması.
İkincisi de çocukların anne babalarını sadece anne ve baba olarak görmeleri. Onların da genç olduğunu, müzik dinlediklerin, dans ettiklerini, aşık olduklarını, bir zamanlar bir amaç uğruna bir şeylerin peşinden gittiklerini, bu uğurlarda acı çektiklerini düşünmemeleri. Anne babalarını sanki bir yetişkin olarak doğmuş gibi görmeleri.

Günay İzer;

 Ben de severek okudum. Yalın bir dille anlatılmış. O olayları yaşayan bir çok insan var. Biraz da olaylara felsefi boyutu ile bakmaya çalıştığımda bazı insanların hep bir şeyleri ‘değiştirmek’ adına yola çıktıklarını görüyorum. Değiştirmek bence kilit sözcük, değiştirmek, var olanı kabul etmemek. Tarih boyunca baktığımızda değiştirmeye çalışılan şeyler farklı olabilir ama hep bir değiştirme, devrim hedefi var. Ancak bu hareketlerden halk için yapıldığı halde o insanların fikri alınmadan yapılanları da başarılı olamamış.
Bir de çember metaforu var. “Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın... kendin içndeyken kafan dışındaysa... çaresi yok kardeşim... her akşam böyle içip kederlenip... muksuz olacaksın”. Bu dizeler kitap kahramanı Erdinç’in ruh halini çok güzel yansıtıyor. Ben gene de bu kadar birikimli birinin hiçbir şey yapmadan inzivaya çekilmesini yanlış buluyorum. Mutlaka yapabileceği bir şeyler vardı diye düşünüyorum.

Ayla Coşkun;

 Kitap kahramanı o dönemlerde insan yaşamında olabilecek her şeyi yaşamış. Kendi doğruları adına mücadele etmiş, sonra ülkesine döndüğünde uğruna mücadele ettiği şeylerin ne kadar değiştiğini ve ailesini ne kadar mağdur ettiğini görünce inzivaya çekilmiş . Yazar küskünlüklerin nedenlerini, iktidar hırsının nasıl bir şey olduğunu, çoğul kimlikleri çok güzel anlatmış.
Ben eğitimden, siyasetten, kötü yönetilmekten şikayetçi olan herkesin bir şekilde bunları düzeltmek için aktif olmasından yanayım. Eğitimli, aydın vatanını seven insanların şikayet etmekten daha fazla yapabilecekleri şeyler var. Örneğin sivil toplum örgütleri.

Serhan Atay;

Ben de kitabı beğendim, kurgusu güzel, dili akıcı, hepimizi ilgilendiren, tartıştığımız, konuştuğumuz gündemimizde olan konular. Türkiye’nin çalkantılı bir dönemi, Türkiye ve Avrupa’da göç edenlerin durumu, bir dönem siyasetin içinde olan bu uğurda hayatlarını harcayan insanların günümüzdeki durumu, feminizm,Avrupa Birliği gibi konularda çok güzel bakış açıları var.
Yazarın sıkça olmasa da bazı şairlerden alıntılar yapması çok hoşuma gitti. Hepsi çok yerinde durumu çok iyi özetleyen şiirlerdi. Beni en çok etkileyen de son zamanlarda birkaç kitapta daha alıntısına rastladığım Kavafis’in Kent şiirinden alınmış iki dizeydi.
“Yeni bir ülke bulamazsın
Başka bir deniz bulamazsın
Bu şehir arkandan gelecektir”
Şiirin tamamını okuduğunuzda size, kitap kahramanı Erdinç ve onun gibilerin duygularını veriyor.
Reyhan Karahasan; Çok beğenerek ve duygulanarak okuduğum bir kitap oldu. Kendi gençlik dönemim, kitap kahramanının yaşamının etrafımızdaki bir çok insanın yaşamı ile benzeşmesi beni çok etkiledi. Bu olayları neredeyse birebir yaşayan insanlar oldu.
Bir şeyleri değiştirmek adına yola çıkan insanların “ değiştirmek istedikleri şeylerin değişmemesi, değişmesini istemedikleri şeylerin değişmesi” sonucu uğradıkları hayal kırıklıkları, bunun sonucunda küskünlük yaşamalarını haklı buluyorum. Özellikle 1980’den sonra biz biz yapan bazı değerleri o kadar çabuk kaybettik, o kadar yozlaştık , kendi kültürümüze, dilimize o kadar yabancılaştık ki bunlar üzücü değişimler oldu. Bunun yanı sıra değişmesi, düzelmesi gereken eğitim, sağlık, özgürlükler, hukuk anlayışı gibi konularda ise hiçbir değişim yapamadık. Şimdi AB bize bunları kendi kriterlerine göre yaptırmaya çalışıyor.

Arzu Alpaydın;

 Bu kitap bana çok şey öğretti, çok sevdim. Televizyonda da “Çemberimde Gül Oya “ dizisini çok severek izliyorum. Yaşım nedeniyle o dönemi bilmiyorum, bu nedenle bu kitabı o dönemlerde yaşamış insanlarla beraber yorumlamak çok güzel. Benim o döneme ait hayal meyal hatırladığım şey sokağa çıkma yasağı. Ama sadece bunun benim belleğimde yer etmesi bile o dönemleri anlamam için önemli bir örnek.
Kitapta özellikle 300. sayfadan sonra anlatılanlar çok önemli. Erdinç’in oğlu tarafından “keşfedilmeyi bekleyen ve kendini ele veren” davranışları sonucu oğlu ile buluşması ve geçmişe, hayata dair konuşmaları etkileyiciydi. Bu durum –acaba benim de ailemle ilgili keşfetmem gereken bir şeyler var mı?- diye kendimi sorgulamama yol açtı.

Firdevs Sükmenoğlu;

 Bana göre kitapta Sakine, Atıf ve Özlem’in ağzından verilen bilgiler çok doğruydu. O dönemleri yaşayan insanlardan bazıları Erdinç gibi kendilerini yok etti, bazıları da sisteme ayak uydurdular.
Ben öncelikle demokrasinin ailede başlamasını savunuyorum. Bunu da yaşamımda ilke edindim. Ülke olarak haklar, özgürlükler ve ekonomik açılardan ileri seviyelere ulaşabilmek için önce eylem ve düşünce olarak ailemizde demokrasi kavramını irdelemek lazım. Ancak aile içinde demokrasiyi sağlayabilirsek genele yayabiliriz diye düşünüyorum. Düşündüğüm gibi de yaşamaya çalışıyorum.
Ben ayrıca kitapta Avrupalı karakterlere bizim atasözlerimizin söyletilmesini yadırgadım. Örneğin;
Devrim’in sevgilisi Latecia’nın “tencere dibin kara, seninki benden kara” ,
Erdinç’in sevgilisi Magalie ‘nin de Yunus Emre’nin “dostumun dostu dostumdur” demesi bana yazarın hatası gibi gözüktü. Kitaplarda genel kurgunun yanı sıra bu tarz şeylere de özellikle dikkat ederim ve bu tarz hatalar gözüme batar.


Mualla Sipahioğlu;

 Bu kitap bana çok şey söyledi, çok zevk alarak okudum. Oya Baydar’ın “Sıcak Külleri Kaldı” romanındaki Ülkü karakteri ile bu kitaptaki Erdinç karekterini çok benzer buldum. Ailenin parçalanması, inzivaya çekiliş vs. Aslında bu o dönemlerde aynı şeyler için mücadele eden insanların aynı şeylere maruz kalmasından kaynaklanan bir benzerlik.
Ben o dönemleri Ankara’da yaşadım, okulda zincirlerle kovalandık, komşumuzun kızı tutuklandı, kitapları sakladık, yaktık. Çok zor zamanlardı, şimdi tv.de Çemberimde Gül Oya dizisini gözyaşlarıyla izliyorum. O dönemi, insanların naifliğini o kadar güzel anlatıyor ki. O zor günlerde mücadele eden insanların çok cesaretli ve idealist insanlar olduğunu düşünüyorum. Ben kendimi o kadar kuvvetli görmüyorum, bu yüzden o insanları “çok özel insanlar” olarak nitelendiriyorum.

Ufuk Pınaroğlu;

Eksik Taşlar, hala güncelliğini koruyan değişmeyen ve bir türlü çözümleyemediğimiz sorunlarımız, hem de Brükselle AB ye uyum sağlama reçetelerinin tartışıldığı şu dönemde böyle giderse bu kitap güncelliğini uzun süre koruyacak gibi gözüküyor.
Yazar ,Devrim’in gözüyle Türkiye’ye ve insanımıza bakış, buradan ve oradan Avrupa’ya bakış, onların bize bakışı , komplekslerimiz, yetersizliklerimiz , kız-erkek ve aile ilişkilerindeki yaklaşımlarımız ve farklılıklar hem kendi gözümüzle içimizden ve uzaktan bakış, hemde onların gözüyle biz ve onların bize bakışını çok güzel bir dille anlatmış.
Önce Devrim kendini ve babasını tanımaya çalışırken Türkiye’yi ve Avrupa’yı bugün de güncel olan AB ve demokratikleşme gibi sorunları sosyal psikolojik ve siyasal açılardan çok yönlü irdeleyip yavaş yavaş, damla damla bize vererek tanıtmaya çalışırken aslında, elimizden tutup Devrim’le birlikte bize de derinlemesine bir yolculuk yaptırıyor .
Devrim’le babasının kavuştuğu anda olayların akışı doruk noktasına ulaşıyor , iç ve dış sorunlarla ilgili gözlem ve öz eleştiriler yoğun ve kontrollü bir şekilde hızlanarak bizi de içine alan kaçamadığımız bir sele dönüşüyor .Baba oğluyla konuşurken, iç hesaplaşmaları sırasında, duygusal olarak tükendiği bir anda ağladığında bu sahneve psikolojik yaklaşımları bana “Nietzshe Ağladığında” romanını hatırlattı.
Bu romanı , “Beyaz Dağ” ile karşılaştırdığımda Jorge Semprun’un da hemen hemen benzer konulara değindiğini gördüm. Her iki romanda da kahramanlar çeşitli eylemlere katılıyor, mücadele ediyor , sürgüne gönderiliyor , maddi ve manevi kayıplara uğrayıp acılar çekiyorlar.........Taraf tutmuyorum ama Yiğit Benerin anlatım diline ve olayları anlatırken sizi nasıl kucakladığına bakar mısınız?
Bu kitabı okurken anlamak için, başka kitapları yardımcı olarak okumak ihtiyacı duyup kendinizi yetersiz ve sıkıntılı hissettiniz mi?........... Hiç sanmıyorum...... [Tabii yanlış anlaşılmasın, bir kitap okurken kitabın sizin merakınızı uyandırıp başka kitaplar okumaya teşvik edip zenginleştirmesini kastetmiyorum..Örneğin bende bu kitabı okurken , eski bir kitapçıda Erhan Bener’in bürokratlar diye Menderesin dönemleri ve bürokratları anlatan bir kitabını gördün. Hem yazarın babasını tanımak hem de önceki dönemleri de biraz öğrenerek bu romanı daha iyi anlamama yardımcı olur diyerek aldım okudum ve çok beğendim..)
Eksik Taşlar, kendini ve toplumu her açıdan oldukça sağlam özeleştiri yaparak bize sunduğu için bence bu okuduğumuz 3. roman, 1. ve 2. romanları pekiştirip birleştiren mükemmel bir seçim olmuş
 

 
< Önceki   Sonraki >

 

SON OKUDUKLARIMIZ
Thyke Ziyaretçi Sayacı
thykethykethykethykethykethyke
ThykeBugün12
ThykeDün388
ThykeBu Hafta2451
ThykeBu Ay3172
ThykeToplam36581
 
Yukarı

©2004 [thyke] Tüm hakları saklıdır. Joomla kullanılarak geliştirilmiştir.

Kod geliştiricisi

Dağcılık kaya tırmanışı yapay tırmanış filmleri