| Isbu yazı 13 Ocak 2008’de bizim evde yaptığımız Aziz Nesin – Bir Sürgünün Anıları kitabının Thyke 3 toplantı notlarıdır. Yani inşallah!! Okumayla haşır neşir bir insan olmak yazıyla da insanın arasının iyi olacağıını akla getirir değil mi? Heyhat.. Gerçekler öyle değil. Ya da şimdi abartmayayım en azından benim için öyle değil. Bugünün tarihi 5 Şubat sanırım ve ben toplantı gününden beri yaza yaza aşağıdaki girişi yazdım: “Bu kadar sene Thyke’nin bir parçası olarak okumamız için kaç kitap seçtiğimi hatırlamıyorum. Toplam kaç kitap okuduğumuzu da. Emin olduğum tek nokta şu: Hiç Aziz Nesin okumadık. Ocak 2008 kitabının yazarını bu “okumamışlık” belirledi. Hepimizin bir şekilde yazarın bir mizah kitabını okumuş olabileceğini düşündüm ve bir anı kitabını seçmeyi tercih ettim: Bir Sürgünün Anıları.” Guzel mi? Bence eh idare eder. Esasinda fazla resmi. Ki bu baslangici kafamda evirip cevirip yazmak icin bakalim sayalim kac gun ugrasmisim : 23 gun. Eh aferin bana…. Thyke benim hayatima bu kadar renk katarken ben neden bu kadar resmi bir baslangic yapiyorum? Simdi daha “serbest” bisi deneyeyim: “15 senedir Thyke’de 100-200 küsür kitap okuduk; bi o kadar da kitap tartıştık; bi Aziz Nesin şeettiremedik ona yanarım derkene: “leyn ben niye ortaya şöyle karışık bir Azizname attırıver miyorum ki” dedim ve bu kitabı seçmeye kanaat ettim, ii mi? Üstüne üstelik bu kadar kitap kurdu üye içersinde Aziz babanın herhangi bir kitabını okumayan varsa, aramızda bi hain var demektir… Tabii bana göre…” Bu nasil? Cok daha serbest degil mi? Ama benim degil. Biricik dostuma ait. Cihangir efendiye… Esasinda bu kitabin secilmesinde tam da boyle bir ciddilikle sululuk arasinda gidip gelme vardi. Bir mizah yazarina ait ciddi bir kitap. Demek ki bu yaziya iki giris yapmak o kadar da mantiksiz degilmis. Kitabi secip okumak ve hatta yani sira Aziz Nesin’in cok sevdigim zamaninda agiz dolusu gulup Cihangir’le ilk tanistigimiz gun bile kelami gecen Simdiki Cocuklar Harika’yi okumak uzun surmedi. Hatta bir de Toros Canavari’na goz attim. Uc kitap hakkinda da farkli goruslerim var ama ilk akla gelen ortak yonleri kolay hatta su gibi okunuyor olmalari. Esas kitabimiz Bir Surgunun Anilari’ndan daha fazla bahsetmek gerekirse Aziz Nesin’in 1940’larin sonlarinda mahkum edildigi Bursa surgununun anilarindan olusuyor. Istanbul’da yasayan bir insanin Bursa’ya surgun edilmesi simdi insana komik geliyor degil mi? Bursa neresi ki surda en fazla 2 saat. Insan Istanbul icinde bile bi yerden bi yere ulasirken daha fazla vakit harcayabiliyor. Ama iste olay 1940larda oyle degilmis. Dagitmayayim, Aziz Nesin Bursa’ya surgun ediliyor ve bir sure orada yasamak zorunda birakiliyor. Burada yasadiklarini not aldigini, bir cesit gunluk tuttugunu tahmin ediyorum. Kitabi yayinlarken (bir kac 10 yil sonra sanirim) o acili gunlerin uzerine mizah serpistiriyor, ironi dokuyor ve yaziyor. Onsozune de “Aci gunlerdi fakat simdi gulerek hatirliyorum.” diye yazip bastiriyor. Seneler seneler sonra kitabin tekrar basiminda yeni bir onsoz yazarak “Ne sacma yazmisim, cok cok kara gunlerdir ve o gunleri kotu hatirliyorum, gulerek degil.” diyor. Yazarin kendisi aciyla mizah arasinda gidip gelen bir salincaga kurulup yazmisken bu satirlari okurken ben de farkli hissemiyordum. Toplantida bir cok kisi de ayni seyi soyledi. Hatta Burcin asagi yukari soyle bi cumle kurdu: “Gulumseten ama bi taraftan da aci aci yutkunduran bir kitap.” Bizde cogu zaman oldugu gibi “Him him!!” diyerek basimizi sallayip onayladik kendisini.. Toplantida bire bir aldigim notlara bakiyorum da cogumuz kitabin edebi bir dille yazilmamis oldugunu ama zaten bunu beklemedigimizi, rahat okundugunu, eski tatlarin canlanmis oldugunu ve zamaninda hayatin ne kadar da farkli oldugunu dusunmusuz ve soylemisiz. Ozellikle de o zamanla bu zamanin farkliligi uzerinde durduk. Eh kitap “80’lerde ne kadar gariptik, o vatkalarla filan kih kih kih koh.” tarzinda son donemde fazlasiyla geyigini cevirdigimiz zamanlardan cok cok oncesinden bahsediyordu. Telefonun hak getirip mektupla haberlesildigi, ispiyonun ve fislenme kaygisinin kol gezdigi, simdi iki saatlik bir yolun surgun gidilecek kadar uzak oldugu zamanlar. Ozellikle de surgunden bahsettik. Artik varolmayan bir kavram sanirim degil mi? En azından yurt icinde. Kitabin sonlarindaki mektuplarda neden bahsettiginden kime yazdigindan konusurken Devrim bir aciklama icin “Iste kardesine mail atmis karima para gonderin diye” dedi. O zamanlarda mektuplasmak ile simdiki haberlesmenin zaman boyutu arasindaki ucurumdan dogan komikligiyle bu kelam toplantinin esprisi oldu bence. Kisacasi guzel bir kitabi okumus, guzel bir toplanti yapmis olduk. Aziz Nesin’i hatirlamak, okumak, bahsetmek bana iyi geldi. Sonrasinda toplanti notu yazmak beni gerip uzun girislerle bu yaziya baslamama sebep olsa da son o kadar uzun olmayacak. Hatta bitti bile. Bakalim gelecekte toplanti notu yazmak icin neler cekecegim yarabbim!!? |